Likya Yolu Yürüyüşü: 5. Gün

Likya Yolu: 5. Gün, 3 Nisan 2013
Katılımcılar: Hüseyin Çilesiz, Engin Akalın
Parkur: Çıralı –Olympos – Musa Dağı – Adrasan (21 km)
Su: Yaz dönemi hariç su sıkıntısı yok.
Konaklama: Çadırınız varsa bu parkurda konaklama sıkıntısı yok. Çıralı, Olympos ve Adrasan’da pansiyonlarda da konaklayabilirsiniz.

Portakal çiçeklerinin enfes kokuları eşliğinde güne merhaba diyoruz. Planımızda ilk iş denize girmek var. Sahile vuran dalgaların sesini çadırın içinden dinlerken bir yandan da yavaş yavaş uyku tulumlarımızdan çıkmaya başlıyoruz. Çadırın kapısını açtığımda gördüğüm manzara hoşuma gitmiyor. Hava kapalı. Belki saat erkendir, diyerek saatime bakıyorum. Yediyi gösteriyor. Hüseyin hava kapalı olsa da deniz kenarına kadar gidip suya girmeyi deniyor. Döndüğünde suyun soğuk olduğunu, suya giremediğini dile getiriyor. Hevesimiz kursağımızda eşyalarımızı toplamaya başlıyoruz. Belki de mutsuz bir şekilde yaptığımız tek kahvaltı bugün oluyor.

Dün akşam adres sorduğumuz bakkaldan ekmeğimiz kalmadığı için öğle molasında yemek üzere bir ekmek alıyoruz. Havanın yağacağını söylüyor bakkal bize. Bahçedeki portakal ağacından istediğimiz kadar portakal da toplayabileceğimizi dile getiriyor.

Hüseyin birkaç tane portakal koparıyor dalından, bakkal poşet vereyim toplayın dese de yükümüzü ağırlaştırmak istemiyoruz. 3-5 tane kâfi deyip teşekkür ediyoruz konuksever bakkalımıza. Suyumuzu da aldıktan sonra bakkaldan ayrılıyoruz.

48

Sahildeki rotadan hızlı adımlarla yürümeye başlıyoruz. Gökyüzü daha da kararıyor. Yağmur yağacak. Birkaç yüz metre önümüzde turist bir çift peyda oluyor. 2 kadın turist de arkamızda bizi takip ediyor Olympos’a ilerlerken. Artık daha bilinen turistik rotalarda yürüyoruz. Çoğu günübirlik yürüyen turistler. Ne yazık ki hiç Türk yürüyüşçüye rastlamadık.

Olympos’a birkaç yüz metre kala yağmur atıştırmaya başlıyor. Sis, Musa Dağını kapatıyor. Sırt çantalarımızın yağmurluklarını takıp yürümeye devam ediyoruz. Olympos’un girişindeki dereyi geçebilmek için turist çiftlerle birlikte botlarımızı çıkarıp buz gibi suya adımlarımızı atıyoruz Hüseyin’le. Su harika, küçük çakıl taşları adeta ayak tabanlarımıza masaj yapıyor. Yürüyüşçülerin tamamının çok iyi bildiği şekilde ayaklarımızı iyice kuruladıktan sonra tekrar botlarımızı giyip Olympos’un girişine doğru ilerliyoruz.

49

Girişte görevli yok, dolayısıyla giriş için ücret de ödemiyoruz. Musa Dağının yükselmeye başladığı yere doğru ilerlerken sularımızı kontrol ediyoruz. Musa Dağının tepesindeki çoban kulübesine kadar su kaynağı olmadığını biliyoruz. Çoban kulübesinin oradaki su çok tercih edilebilecek bir su kaynağı da değil ayrıca.
Dereyi daha önceki yürüyüşçülerin geçtiği taşların üstüne basarak aşıyoruz. Çevremizde epey yürüyüşçü var. Peş peşe dağa tırmanmaya başlıyoruz. Yağmur devam ediyor ve sis iyice yoğunlaştı. Önümde ilerleyen Hüseyin’i bazen görmekte zorlanıyorum.

50

Sisle birleşen ıslak hava bizi epeyce zorluyor. Bastığımız zemin de oldukça kaygan bir hal alıyor. Yürüyüş tempomuzu epeyce azaltıyoruz. Alman iki kadın turist bizi takip ederek arkamızdan geliyor. Durduğumuz yerlerde onlarda mola vererek bizim ilerlememizi bekliyor.

Önümüzdeki 10 metrelik alanı bile göremeden ilerlemek zaman zaman rotayı bulmamızda zorlanmamıza neden oluyor. Özellikle devrilmiş ağaçların etrafından dolanırken mutlaka rotadan az da olsa uzaklaşıp yerimizi bulmaya çalışıyoruz. Sis ve yağmur eşliğinde tırmanmak bizi epeyce zorluyor, sık molalar veriyoruz.
Sis altındaki ağaçlar gün ışığını neredeyse hiç yansıtmıyor. Etraf gece gibi.

51

Bilinmeyen bir yükseltiye doğru tırmanmak bizi hem yoruyor hem de hiçbir şey göremediğimiz için sıkılmaya başlıyoruz. Bir an kafamızı kaldırıp ileriye baktığımızda bu son çıkış olmalı ışık görünüyor, dediğimizde ikimizde bunun kendimizi kandırmak olduğunu biliyoruz.

52

Artık eğimin azalmasıyla çoban kulübesine yaklaştığımızı fark ediyoruz. Ne kadar yolumuz kaldığını görebilmek ve sis içinde kulübenin yanından geçip gitmeyelim diye gps’e bakarken sis bir anda dağılıyor. Hüseyin’le şaşkın şaşkın etrafa bakıyoruz. Nasıl bir anda bu sis kayboldu sorusu ikimizinde zihnini tırmalıyor.

Nihayet çoban kulübesini görüyoruz. Bu arada yağmur biraz daha şiddetleniyor. Tırmanış bizi çok yorduğu için suyumuz azalmış durumda. Yedek şişelerden birini ne olur ne olmaz diyerekten su yalağından dolduruyoruz. Çoban kulübesi tıklım tıklım dolu. Türkçe bir ses bizi içeri davet ediyor. Turist bir gurubun başındaki Türk rehberle gezimiz hakkında kısaca konuşuyoruz. Bize önemli tavsiyelerde ve su kaynaklarının yerleri hakkında bilgi veriyor. Hepsini biliyor olmamıza rağmen sesimizi çıkarmayıp uslu uslu dinliyoruz.

Rehber ekibiyle kulübeden ayrılınca Hüseyin’le tahta kerevete oturup portakallarımızı yiyoruz. Bu esnada bizi takip eden Alman kadınlar da kulübeye ulaşıyor. Onlara da yer açıp birer portakal ikram ediyoruz. İki kadının da emekli öğretmen olduklarını öğreniyoruz.

Çoban kulübesinden ayrıldıktan sonra Adrasan’a inişimiz bizi çok zorlamıyor. Sisin kalkması ve yağmurun da kesilmesiyle yürüyüş tempomuz biraz daha artıyor. 9 km boyunca hızlı bir tempo tutturuyoruz kendimize.
Seraların ve portakal bahçelerinin arasından geçen yol bizi Adrasan sahiline çıkarıyor. Sahilde henüz turizm sezonu başlamamış. Hava yine kapanmaya yüz tutunca, manzaranın güzelliğini izlemekten vazgeçip ilerlemeye devam ediyoruz.

53

Sahilin bitimine yakın Likya Yolu tabelasından içeri giriyoruz. Devekuşu çiftliğine birkaç km yolumuz var. Hafif eğimde oldukça hızlı ilerliyoruz çünkü baş parmağım büyüklüğündeki sivrisinekler durduğumuz an bizi sokuyor. Çam ağaçlarının altındaki toprak yoldan kaçarcasına ilerliyoruz.

54

Yağmurun yeniden başladığı anda çiftliğe ulaşıyoruz. Çiftlikteki su kaynağı çok önemli çünkü fenerden sonra Karaöz’e kadar su bulmak oldukça zor. Fenere kadarsa hiç yok.

Çadırımızı yağmur altında su kaynağının hemen karşısındaki taraçalardan birine kuruyoruz. Bizden öncede buralarda çadır kurulduğu, söndürülmüş ateşlerden anlaşılıyor.

Biz yemeğimizi yaparken Gelidonya tarafından 5 kişilik bir turist grubu geliyor. Onlar çadırlarını aşağı taraftaki geniş alana kuruyorlar. Yağmur altında, çiftliğin eski parçalarından kendimize oturacak bir alan yapıyoruz dışarıda. Üstümüzdeki çinkoya düşen yağmurun sesini dinleyerek çayımızı yudumluyoruz.

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 6 tane yorum yapılmış.

  1. Osman Güngör diyor ki:

    Orta Likya(Demre),Beymelek’de Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı ve Beymelek Belediyesi katkılarıyla,yaklaşık 100-120 yıl önce yapılan sivil mimari örneği, taş yapılar onarılarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı işletme belgeli Pansiyon olarak hizmet vermeye başladı.Finike Lmyra’dan Belen(Bonda) tepesinden -Beymelek dalyanı(Symbolon) ‘a devam eden halen 4500 metresi taş örülü ,yol üzerinde İmparator Claudius onur anıtı olan güzergah,eşsiz Akdeniz ve Dalyan manzarasını müteakiben,Beymelek İsion Kalesi ve Myraya kadar devam eymektedir.Bu yolun tescili çalışmaları Koruma Kurulunca devam etmektedir.
    Yine MS 6.ncı y.yılda,Sionlu Nicolaus’un 25 günlük 13 antik kente yaptığı kurban kesimi tören ve ziyaretleri ile ilgili proje uygulama çalışmaları başlamıştır.Buraya, Beymelek Taş Evlerin kuzeyinden devam eden,Yılanbaşı İsion antik yerleşimi,Karacaören,Günağı antik şehri ve Alakilise,Zeytin,Muskar’a,ve Sion manastırına kadar devam etmektedir.Osman Güngör Beymelek Belediye Başkanı

  2. Engin Akalın diyor ki:

    Osman Bey, katkınız için teşekkür ederim. Sizin gibi değer bilen yöneticiler sayesinde tarihi mirasımız tarih olmaktan kurtuluyor.

    • ezgi diyor ki:

      merhabalar ben Antalya merkezde yaşıyorum. likya yolu eşimin hayali.paylaşımlarınıza bayıldım.bunu o da yapmalı diyorum hep kendime.bir daha ki gezinizi ne zaman yaparsınız ya da ekim ayı sizce bu gezi için uygun mudur?neler gerekli?yalnız başına çıkılabilir mi bu yola?bu ve bunun gibi bir sürü soru için sizinle alternatif hangi yolla iletişime geçebiliriz?

      • Engin Akalın diyor ki:

        Merhaba Ezgi Hanım,
        Bir dahaki geziyi Likya etabının bir başka kısmında mümkün olursa 2014 nisanında yürümeyi düşünüyorum. Eşinizin böyle bir hayali olması çok güzel ve Antalya’da yaşıyor olmanız sizin için büyük bir avantaj. Likya yolu Fethiye ile Antalya arasında uzanıyor. Eşiniz ve siz yola Antalya Hisarçandır’dan yola çıkabilirsiniz ya da alternatif başka rotalar da belirleyebilirsiniz. Tek başına elbette bu rotada yürünebilir ancak doğada tek olmanın riskleri olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.
        “Likya yolunun ne kadarlık kısmını yürümeliyim?” sorusuna verilen yanıta göre gezi planlanabilir. Konaklama nasıl olacak vs… bunlar önemli kararlar.
        Eğer çadır konaklamalı olacaksa: hafif bir çadır, kaliteli yürüyüş botları, iyi bir çanta ve diğer kamp ekipmanları gerekli olacaktır.
        Her şeyden öte de kararlılık.

      • orhan diyor ki:

        Merhabalar, antalyada yaşıyorum, 2014 nisan veya mayıs ayı gibi yürümek istiyorum uzun zamandır hayalini kuruyorum. hisar çandırdan başlamayı düşünüyorum.ezgi hanım eşiniz için otarihler arası yürümek isterse ve tabiki engin arkadaşımızda uygunsa yürüyüşe katılmak isterim.

  3. Engin Akalın diyor ki:

    Merhaba Orhan Bey,

    Nisan 2014’te Likya Yolu yürüyüşü yapacağım ancak başlangıç noktam Hisarçandır olmayacak çünkü yolun tamamını yürümek istediğim için kalan etapları yürüyeceğim. Ezgi Hanım’ın eşi yürüyecek mi ya da hangi rotadan yürüyecek bilemiyorum. Eğer rota ile ilgili sormak istediğiniz bir şey olursa elimden gelen yardımı yaparım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir