Likya Yolu Yürüyüşü: 6. Gün

Likya Yolu: 6. Gün, 4 Nisan 2013
Katılımcılar: Hüseyin Çilesiz, Engin Akalın
Parkur: Adrasan – Gelidonya Feneri – Karaöz (25 km)
Su: Likya yolundaki en kurak parkur. Karaöz ve devekuşu çiftliği arasındaki alanda su yok.
Konaklama: Çadırınız varsa bu parkurda konaklama sıkıntısı yok.

Tüm gece bitmek tükenmek bilmeyen yağmurun ardından, çadırımıza dolan gün ışığının sıcak karşılamasıyla uyanıyoruz. Bugün hiç acelemiz yok çünkü Likya yolundaki son parkurumuzu yürüyeceğiz. Ağır ağır eşyalarımızı toparlarken bir yandan da kahvaltımızı hazırlıyoruz. Dün akşam yağmur nedeniyle fotoğraflayamadığımız ocak alanının fotoğrafını bu sabah çekmek nasip oluyor.

55

Tüm yedek şişelerimizle birlikte sularımızı dolduruyoruz çünkü nerdeyse 21 km boyunca başka bir su kaynağı bulamayacağız.

Çiftlikten sonra yol kendini çam ağaçlarının arasından hafifçe yükselen bir patikaya terk ediyor. Oldukça keyifli bir şekilde ilerlemeye devam ediyoruz. Yaklaşık 20 dakika sonra yol iyice dikleşmeye ve bozulmaya başlıyor.

Küçük bir inişin ardından tekrar yükselmeye başlıyoruz. Yol ara sıra düzleşse bile tekrardan tırmanmaya başlamak için çok fazla yürümek gerekmiyor. Güneşin de etkisiyle tırmanış epeyce yorucu bir hal alıyor. Zikzaklar çizerek tırmanmaya devam ediyoruz hedefimiz Gavurharman Beli.

Bele ulaşınca soluklanmak için çantalarımızı çıkarıyoruz. Karşımızda Suluada’nın görüntüsü… Sularımızı yudumlarken içimizde yürüyüşün son günü olmasının burukluğu var.

Belden aşağı inerken solumuzda kalan denizi izliyoruz zaman zaman. Ancak yola dikkat etmeyi de hiç unutmuyoruz çünkü patika oldukça keskin kayalardan oluşuyor.

56

Suluada’ya karşı fotoğraf çekmeden geçemiyoruz. Öylesine güzel bir görüntü var ki karşımızda biraz daha bakabilmek için kendimize bahaneler uyduruyoruz.

57

Çam ağaçlarının arasında ilerlerken tırtıllar yolumuzu kesiyor. Yılanvari görünümleri ikimizi de şaşkınlığa düşürüyor. İlerlerken birbirlerini kaybetmekten korkar gibi dizilmiş tırtılların bu hali doğa yürüyüşlerinde önde olanı gözden kaybetmeme ilkesini akıllarımıza getiriyor.

58

Havanın sıcaklığı bizi her zorladığında acaba yardan aşağı inip denize girebilir miyiz diye düşünüyoruz.
Mavilik bizi çağırıyor.

59

Kayaların arasından ilerlemeye devam ediyoruz. Benden önde olan Hüseyin bir gemi beklercesine denizi gözlüyor. Kendimi bir an ıssız adaya düşüp de ada keşfine çıkan kazazedeler gibi hissediyorum.

60

Devecitaşı adasını gördüğümüzde kendimiz Türkiye’de değil de okyanus adalarından birindeymiş gibi hissediyoruz. Bu nasıl bir manzaradır böyle?

61

Zeytin ağaçlarının arasından yürüyüşümüze devam ediyoruz. Gözlerimiz ileride feneri arıyor. Çok geçmeden karşılaşacağımızı biliyoruz.

İşte fener karşımızda:

62

Fenerde hem gecikmiş öğle yemeğimizi yiyor hem de bol bol dinlenip denizi ve adaları izliyoruz. Burası öylesine güzel ki sözcüklerle anlatmakta oldukça zorlanıyoruz. Ahşaptan yapılmış verendada otururken burada denize karşı uyumanın ne kadar güzel olabileceğini düşünüyoruz.

Aslında burada konaklanabilir ancak su yok, burada çadır kurmak isteyenler bunu mutlaka göze almalı.
Fotoğraf çekinmeyi de ihmal etmiyoruz tabi…

63

Çok eğleniyorum. Kim bilir kaç yağmurda ıslanmıştır bu alet…

64

Hüseyin adaları izlerken oldukça keyifli.

65

Gelidonya Feneri ve burnu hakkında bilgi…

Fenerde tüm enerjimizi topladıktan sonra yürüyüşe yeniden başlıyoruz. Yaklaşık 1 kilometrelik geniş bir patikadan sonra yola iniyoruz. Yol Karaöz’e kadar denizin üzerinden kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Karaöz’e varıncaya dek iki tane çeşmeye denk geliyoruz yolun kenarında.
Ne Hüseyn’in ne de benim sesim çıkıyor. Yürüyüşün bitmesinin hüznü var ikimizde de. Biraz gurur da yok değil 🙂

Karaöz’de son fotoğrafımızı çekiyoruz.

66

Likya Yolu’nun planladığımız parkuru bitirdik. Umarım Likya rotasının geri kalan kısmını da yürüyebiliriz ileriki yıllarda.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir