Likya Yolu Yürüyüşü: Hazırlık / 1. Gün

Kökenlerimizde göçebelik olmasından mıdır nedir bilmem ama doğada zaman geçirmek her zaman huzur verir bana. Doğada olduğum zamanlar mutluyumdur. Kafamda dolanan yapılacak işler listesi yoktur. Duyularım ağaç kokusuna, kuş ve rüzgâr seslerine açıktır. Zihnimde trafiğin sıkışıklığı yoktur artık.

Fırsat buldukça yapmaya çalıştığım doğa yürüyüşlerinden biri olan Likya Yolu yürüyüşünden bahsetmek istiyorum size. Belki bu yolu yürümek isteyenlere bir fikir de verebilir paylaştığım bilgiler.

Hazırlık: Yürüyüş ekipmanlarımızı toparladıktan ve İstanbul-Antalya uçağındaki yerimizi aldıktan sonra Antalya, Gürsu Otobüs Terminaline eriştik. Burada hemen uçakla ilgili bir hatırlatma yapayım: Uçak yolculuğu sırasında kamp malzemeleri sıkıntı yaratmıyor (balta, baton, bıçak). Gürsu Otobüs Terminalinden Hisarçandır köyüne sabah saat 7.00’de otobüs kalkıyor. Otobüsün çok yolcusu yok (biz sadece iki kişiydik)ve ulaşım oldukça ucuza geliyor. Köye taksi tutup çıkmanıza gerek yok.

1. Gün, 30 Mart 2013
Katılımcılar: Hüseyin Çilesiz, Engin Akalın
Parkur: Hisarçandır Köyü-Göynük Milli Kampı (25+4 km, molalar dahil 8 saat)
Su: Parkur üzerinde su sıkıntısı yok. Doğal kaynaklar içilebilecek düzeyde.
Konaklama: Çadırınız varsa bu parkurda konaklama sıkıntısı yok. Çadırınız yoksa Göynük kasabasında yer bulabilirsiniz.

Güne Hisarçandır otobüsüne binerek başladık. Yolculuk son derece keyifli geçiyordu, ara sıra yaşayacaklarımız hakkında Hüseyin’le fikir alışverişi yapıyor ara sıra da camlardan dışarıyı seyrediyorduk. Yol oldukça kıvrımlı döne döne bir tırmanış yapıyorsunuz Antalya’dan köye doğru. Şoförden genelde köyün çok fazla yolcusu olmadığını öğreniyoruz.
Başlangıçtan itibaren sorunsuz geçen yolculuğumuzdaki ilk sorun köye girişte ortaya çıkıyor. Şoförden bizi köy camisinin orda bırakmasını istememize rağmen bizi son durakta indiriyor. Tabi biz inene kadar caminin hemen yakınımızda olduğunu düşünüyoruz. Şoför bize “Akşam 16.00’da geri döneceğim, sizi buradan alırım.” deyince Hüseyin’le birbirimize bakıp gülümsüyoruz. Dönmeyeceğimizden haberi yok. Şoföre teşekkür ettikten sonra hemen yan taraftaki bakkala yöneliyoruz camiyi sormak için. Bakkalın yanıtı 4 km asfalt üzerinden geri yürümemize neden oluyor. Asfalttan yürümek canımızı sıksa da ilk gün olduğu için moralimizi bozmamaya gayret ediyoruz.

Hisarçandır köyünde sizi dostça karşılayacak hatta yürüyüşünüz boyunca belki de sizi hiç yalnız bırakmayacak bir sürü köpek var. Lütfen bizim düştüğümüz hataya düşüp bu köpeklerden birini peşinize takmayın. Peşinize takılan köpek bir müddet sonra çok yoruluyor. Bir de benim gibi köpeklerden korkuyorsanız birkaç adımda bir arkanızdaki köpeğe bakma ihtiyacı hissediyordunuz. Köpeklerden korksam da Hüseyin’i kıramıyorum ve köyün köpeklerinden birini peşimize takıyoruz.
Köyün içine girdiğinizde köylüler size yolun başlangıcını tarif etmekte oldukça yardım sever davranıyorlar. Yürüyüşçülerle sıkça karşılaştıkları anlaşılıyor. Köyden çıkmadan suyunuzu doldurabilirsiniz ancak yolun üzerinde Elma Suyu denen iniş yapacağımız yere kadar bir su kaynağı daha var. Köyün çıkışındaki son evin 15-20 metre ilerisindeki sulama havuzunun hemen karşısındaki kayanın üzerinde ilk işareti görebiliyorsunuz.

1

Toprak yolda ilerlerken bir yandan ciğerlerimize temiz havayı çekerken bir yandan da doğanın güzelliğini seyre dalıyoruz. Köyden 2 km ilerledikten sonra ilk Likya Yolu tabelası karşımıza çıkıyor.

2

Biz Göynük tabelasını takip ederek yürüyüşümüze devam ediyoruz. Tatlı bir eğimle toprak yol yükselirken doğanın güzellikleriyle gözlerimizi doyurmaya çalışıyoruz. Yükseldikçe iğne yapraklı ağaçların sayısının arttığını gözlemliyoruz.

3

1400 metre yükseltide, köyden yaklaşık 6 km sonra, birkaç evden oluşan bir yerleşime rastlıyoruz. Oldukça güzel evler yapılmasına rağmen evlerde oturan kimse olmadığını fark ediyoruz.

Son evlerden iki Hisarçandır’dan 8 km sonra Elma Suyu denen, yöre insanın bir su deposu ve hemen yanına inşa ettiği platformda öğlen yemeğimizi yiyoruz. Buradaki su harika, yaptığınız yürüyüşün tüm yorgunluğunu size unutturmaya yetiyor.

4

Yurdum insanın bir çeşme başı bulunca birkaç kadeh bir şey içme alışkanlığının burada da yapıldığını etraftaki boş rakı şişelerinden anlıyoruz. Yemek sırasında burnumuza gelen kötü kokuların kaynağını Hüseyin fark ediyor. Çok kısa bir süre önce kesilmiş bir koyunun iç organları peşimize takılan köpek tarafından afiyetle yeniyor.

Bu noktaya kadar işaret anlamında bir problem yok. Yolda zaman zaman işaret görmeseniz de telaşa kapılmanıza gerek yok toprak yolu takip ettiğiniz sürece bir sıkıntı yaşamıyorsunuz. Yol ayrımlarının hemen sonralarına da işaret, işaret yoksa da baba koyulmuş.

Hüseyin’le birlikte dinlendikten ve telefon görüşmelerimizi yaptıktan sonra sularımızı tazeliyoruz. Bu noktada suyunuzu iyi hesaplayın çünkü yaklaşık 10 km boyunca su olmayacak.

Kolay olan yürüyüş bu noktadan sonra zorlaşıyor çünkü 10 km’lik iniş boyunca patikadan ilerliyorsunuz. İşaret ve baba sorunu yok ancak, iniş yapılan arazi çok engebeli ve yumruk büyüklüğündeki hareketli taşlar zemine basmanızı zorlaştırıyor. Uzun süreli inişin dizlerimize yaptığı baskı bir süre sonra kısa aralıklarla mola vermemize neden oluyor.

Elma Suyu’ndan sonra ormana girdikten sonra orman tabanının domuzlar tarafından çok yoğun bir şekilde eşelendiğini görüyoruz. İster istemez bir domuz sürüsüyle karşılaşmak düşüncesi ikimizin de canımızı sıkıyor. Neyse ki böyle bir olayla karşılaşmıyoruz. Kısa bir inişten sonra Dayısı Geçidi’ne doğru tırmanmaya başlıyoruz. Geçide kadar her ne kadar işaret sorunu olmasa da dikkatli olmazsanız işaret ya da babaları göremeyebilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaşmanız durumunda sakin kalıp çevrenize dikkatle göz gezdirmenizi tavsiye ediyoruz.

5

Geçidi indikten sonra karşınıza yangından arda kalan devrilmiş ağaçlardan oluşan ormanlık bir alan çıkıyor. Bu noktada dikkatli olmalısınız çünkü işaret görünmüyor ama babaları fark edebilirsiniz. Patika üzerindeki devrilmiş ağaçların üzerinden aşmaya çalışmak, etraflarını dolaşmak hızımızın azalmasına neden oluyor.

6

İnişin bitmesine yakın sağ tarafınızdan gelen suyun sesinden dereye yaklaştığımızı anlamak moralimizi düzeltiyor. Bacaklarımız uzun iniş yüzünden oldukça yorulmuş durumda. Bir süre daha ilerledikten sonra Likya Yolu’ndaki ilk gezgin karşılaşmasını yapıyoruz. Ayak izlerinden önümüzde bir kişi olduğunu fark etmiş ve Hüseyin’le bir süre aramızdaki mesafeyi, işretlerin ve ayak izlerinin durumundan tahmin etmeye çalışıyorduk. Gezgine rastlamamız tahminlerimizin doğru olduğunu çıkarıyor. Birbirimize iz sürmedeki başarılarımızdan dolayı takılıyoruz.

Rastladığımız gezgin Alman bir turist. Kendisine moladayken yetişiyoruz ve çantasını görünce Hüseyin’le birbirimize bakıp “Hadi canım!” diyoruz sessizce. En az 30 kilo olduğuna yönelik tahminlerde bulunuyoruz daha sonra. Likya Yolu’ndaki 17. gününü yürüyen Alman turiste –taşıdığı çantayı ve tek olmasını da ekleyerek- hayranlıkla hoşça kal, dedikten sonra milli parka doğru olan yürüyüşümüze devam ediyoruz. Bu arada hemen yanı başımızdaki dereden bol bol su içiyoruz. Şişelerimizi yarım bırakıyoruz çünkü kamp alanına kadar suyun yanında yürüyeceğimizi biliyoruz.

Göynük Milli Kampı’na ulaştığımızda hava kararmak üzere ve çok yorgunuz. Yaptığımız uzun iniş her ne kadar İstanbul’da koşu antrenmanları yapsak da ne kadar ham olduğumuzu ortaya çıkarıyor. Kampın girişindeki çadır kurmak için ayrılmış bölgeye çadırımız kurup kampın girişindeki masalardan birinde akşam yemeğini yiyip çaylarımızı içiyoruz. İlk akşam yemeğimizi çok yorgun olduğumuzdan istediğimiz gibi hazırlayamasak da doğanın biz sunduğu dinginlik ruhlarımızı doyuruyor.

Belki bunları da beğenirsin...

1 Yorum

  1. 12 Ocak 2015

    […] uzun bir süredir kullandığım Timberline Elan sırt çantası ile defalarca kamp yaptım. Hatta Likya yolu yürüyüşümde de bu çantayı kullandım. Bir kullanıcı olarak çantanın artı ve eksilerini şu şekilde […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir