Maxim Chattam’dan Sarsıcı Bir Kitap: Zamanın Efendisi

zamanın-efendisi2013’ün en iyi polisiyesiyle tanışmak isterseniz, Maxime Chattam’ın “Zamanın Efendisi” kitabını okumanızı tavsiye ederim. 380 sayfalık kitabı iki günde bitirdim. Kitabı elimden bıraktığım zamanlarda, olayların geçtiği sokaklar ve insanların tüm gerçekliğiyle zihnimde dolaştığına şahit oldum.  Anlatılan hikayenin ayrıntıları o kadar ustalıkla işlenmiş ki gezinilen pis sokaklar, tanışılan insanlar adeta gözünüzün önünde canlanıveriyor.

Yazarın diğer kitaplarını da okumuş biri olarak, edebi anlamda diğer eserlerinin bir adım üstünde bir kitap olmuş diyebilirim. Ancak olay örgüsü bakımından “Kaosun Sırları” kadar etkili bir kitap değil.

Not:  Aşağıda kitabın içeriğiyle ilgili bilgiler yer almaktadır. Okuyacak olanlar dikkate almalıdır.

Anlatılan hikaye 1900’lerin başında, Paris’te geçiyor. Bir yanda büyük Paris Fuarı ve diğer yanda arka sokaklarda işlenen hunharca cinayetler. Evinden, karısından, çocuğundan vazgeçerek bir genelevin çatı katına yerleşmiş bir yazar ve çevresinde gelişen olaylar zinciri.

Medeniyetin ve sanayinin doğuşuyla birlikte ahlaki çözülmelerin de tavan yaptığı yıllar. Refahla sefaletin sokaklarla ayrıldığı tezatlar kenti Paris. Bir tarafta leş kokan ve her türlü pisliğin en acımasız şekilde yaşandığı “Monjol Sokağı”, diğer yanda ancak özel izinle girilebilen 16. Bölge ve lüks yaşamlar. Metres tutmanın zenginlik göstergesi olduğu, genelevlerin ve sokakların her türlü alışverişe izin verdiği medeniyete! geçiş dönemi. Ve Fransa’nın göbeğinde ışıltılar şehri Paris’te başlayan büyük Fuar.

Tüm bu çarpıklıklar göz önüne serilirken insanın kanını donduracak cinayetler işlenmeye başlanır. Ancak fuar nedeniyle devlet işin üzerine gitmektense olayları örtbas etmeye karar verir. Öyle ya insanların huzurlarını cinayet davalarıyla kaçırmak istemezler. Ancak bir gece yazarımız Guy’ın da kaldığı randevuevinin önünde çalışan kızlardan irinin cesedinin bulunması olayların seyrini değiştirir. Polisin örtbas etmesi karşısında tüm engelleme çabalarına rağmen, yazmakta sıkıntı çeken ve macera arayan yarımız Guy, içten içe hayranlık duyduğu ancak yaklaşmaya cesaret edemediği güzeller güzeli Faustine ve öldürülen Milain’in aşıklarından olan genç dedektif Perotti cinayetleri çözmek için ipuçlarını derlemeye başlarlar.

Yolları bazen bir mezbahaya  bazen de Paris’in karanlık ve leş kokan lağımlarına düşer. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar “Hubris”* adını verdikleri katile bir adım bile yaklaşamazlar. Bu arada aynı türde işlenmiş onlarca cinayetin varlığını da keşfederler ve bu durum işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale sokar. Ta ki Hubris kaldıkları eve girip onlara ne kadar yakın olduğunu vurgulayacak notu bırakıncaya kadar.

Bu olaydan sonra olaylar daha hızlı akmaya başlıyor. Cinayetlerin işlendikleri yerler ziyaret edilip ipuçları bulunmaya çalışılıyor. Katilin ortaya koyduğu vahşilik karşısında psikolojik tahliller ve bıraktığı nottan el yazısından kişilik analizleri yapılıyor uzunca.

Ancak hikâyenin düğümü öldürülen kızın banyoya sakladığı gizli günlüğünün ortaya çıkmasıyla çözülmeye başlıyor. Son gece olduğu yer ve katıldığı esrarengiz toplantı, katilin nasıl çalıştığı hakkında bilgiler sunuyor.

Ve sonunda kahramanımız tüm vahşi cinayetleri işleyen ve fuarda gösterisini tüm halka göstermek isteyen avcıyla yüz yüze geliyor.

Kitabın sonu çoğu kişiyi tatmin etmeyebilir.  Ben de daha iyi bir son beklemiştim diyebilirim ancak yazarın, vahşeti yapan kişinin kimliğinden ve okuyucuyu bu vahşetle sarsmak istemesinden ziyade toplumsal bir öz eleştiri yaptığını düşünüyorum.

Özellikle de fuarın kazancının düşmemesi ve gazetelerin duymaması için üzeri bizzat devletin üst makamlarınca örtülen fahişelerin yani alt tabaka insanların hunharca katledilmeleri. Adeta asıl cinayetin, insanların suskunluğu ve duyarsızlığı olarak dillendirilen bir toplumsal taşlama da diyebiliriz.

Kaosun Sırları kitabında da buna benzer bir taşlama sergileyen yazarın bu yaklaşımı insana şunu düşündürüyor: hunharca katledilip organları çıkartılanlar mı daha zavallı yoksa bunlara göz yumup hiçbir şey olmamış gibi davranan sıradan insanlar mı? Okuyun ve siz karar verin…

*: Hubris: Antik Yunanlıların hoşgörüye ve kurallara ters düşen, aşırı davranışları belirtmek için kullandıkları, ölçüsüzlük ifade eden bir kavram.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir