Merderan’ın Sırrı

“Bir kişinin iyi ya da kötü olduğunu görünüşünden anlayamazsın yüreğinin içine bakman gerekir. Ve eğer bu yaşlı adamdan bir tavsiye istiyorsan… Orada gördüğüne bile hemen inanma derim!
Ferm-ob Loun, Atalar – 7’nci söz”

Merderan'ın SırrıBarış Müstecaplıoğlu’nun kaleme aldığı Perg Efsaneleri’nin ikinci kitabı Merderan’ın Sırrı. Korkak ve Canavar’ın zihnimde bıraktığı tadı yeniden yaşamak adına hızla okumaya başladım bu kitabı. Hızla başlasam da hızla bitiremedim. (Aslında başlarken hızla bitsin istemiyor, kitabın tüm zenginliğini iliklerimde hissedecek kadar uzun uzadıya bir okuma yapmak istiyordum.) Sanmayın ki kitap güzel değildi de bitiremedim kısa sürede. İşlerin yoğunluğu falan derken epeyce dokunamadım kitaba. Hal böyleyken arada derede de okumak istemediğimden kitabı işlerimi kolaylayıncaya kadar beklettim. Birkaç gün öncesineymiş kitabı tamamlamanın mutluluğu. Ne tesadüf aynı gün Barış Müstecaplıoğlu’nun Şamanlar Diyarı adlı serisinin üçüncü kitabının taslak çalışmasını bitirdiğini de öğrendim. Başım Hunsa’nın maviliklerinde hala dönerken böylesine güzel bir haber almak adeta ayaklarımın yerden kesilmesine neden oldu.

Kitaptan hiç bahsetmeyeceğim size. Merderan’ın Sırrı’nı açığa vururum diye korkuyorum.

Leofold, Nume ve Guorin’in Ermira’yı bulmak için çıktıkları yolculukta başından geçenleri, kadim Prom halkının silah taşımasının yasaklanmasının nedenini, Durtemen’in Asuber’in ordularıyla yapılan savaşın sonrasında aldığı konumu, Ais’in kim olduğunu, Herb adı verilen mükemmel savaş makinesini, avcı kulesini ve savaşçılarını, Fernal’ı, Nela’yı, Verum’u, Mommar’ı, Nutelleri, Gurnolleri merak mı ediyorsunuz?
Size verebileceğim tek bir yanıt var: Mutlaka ve üstüne basa basa söylüyorum ki mutlaka (aslında üstüne basmama gerek yok altını da çizebilirdim, neyse) okumalısınız bu seriyi. Hele Merderan’ı , yaşadıklarını mutlaka öğrenmelisiniz.

Barış Müstecaplıoğlu’nun her bir kitabını bitirişimde şöyle bir soru düşüyor zihnime “Kafasında nasıl bir dünya var bu adamın?” Birgün sorma fırsatı bulurum, diye umuyorum.

Neden böyle düşündüğüme gelince, her kitabında mutlaka yepyeni ögelere yer veriyor. Sırf okuyasınız ve siz de aynı zevki tadasınız diye yazmıyorum bu yenilikleri 

Gerçek dostluğun ne olduğunu oldukça başarılı bir şekilde işlemiş yine Müstecaplıoğlu. İnsanın kendi iç hesaplaşmasının bizi insan yaptığını ustaca anlatmış. Tüm bunlara ek olarak kötü olarak adlandırdığımızı hiç kötülemeden anlatabilmiş, zoru başarmış. Bu bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle:

Gurnoller: Yüzyıllardır deliklerinde sabırla beklemişlerdi. Onlara verilen emirler basitti, tartışılmazdı ve zamanla hükmünü yitirmezdi. Kimsenin geçmesine izin vermeyin, denmişti. Sadece bu amaç için yaratılmışlardı. Kötü değillerdi. Can yakmaktan, kan dökmekten zevk almazlardı. Toprakla beslendikleri için avlanma içgüdüleri de yoktu. Ama yaşamlarının ve bitmek bilmeyen nöbetlerinin bir anlamı vardı. Kimsenin geçmesine izin vermeyeceklerdi.

Merderan’ın yaşamının bir parçası olmak, kavgayla başlayan bir dostluğa ortak olmak ve Perg’in mavi göklerinin havasını koklamak istiyorsanız bu kitabı okumalısınız.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir