Muhafazakar Sanat Olur Mu?

“ Sanatın varlık nedeni tahayyül. Çünkü insan hayal edebildiği için sanat var. Ne garip değil mi, akledebildiği için değil. Tıpkı gerçeklik gibi, aklın da sınırları var. Bilimin de. Oysa tahayyülün yok. İster istemez sanatın da… Muhafazakar sanat olmaz bu yüzden! Başka bir nedenden dolayı değil, sanatın özü gereği olmaz. Açıkça ifade etmekten niçin çekinelim: sanatın değil sadece, sanatçının da muhafazakârı olmaz! Çünkü tahayyülün korunması zorunlu sınırları olmaz!”

(Dücane Cündioğlu, sanat ve Felsefe, s.3)

Yukarıdaki paragraf örnekleriyle sanat ve felsefeyi bir potada eriten Dücane Cündioğlu’nun kaleminden küçük bir alıntı. Aslında kitap kapağına konulan resim de adeta muhafazakârlık ile sanat arasındaki sürtüşmeye atıf yaparcasına seçilmiş:

dücane cündioğlu

Bazı kitaplar vardır ki okumak için yardımcı kitaplara ihtiyaç duyarsınız. Her bir sayfası size beş-on sayfa inceleme ve araştırmaya yol açar. Yapmazsanız anlayamazsınız, eksik kalır. Cemil Meriç öyledir mesela. O kadar zengin alıntılar yapar ki meseleyi anlamak için, afişe edilmeden ifşa edilenleri cümlelerden sızdırmanız gerekir. Yorucudur bu tür kitaplar. Dücane Cündioğlu’nun yukarıda ismi geçen kitabı da benzer nitelikte.

Aslında amacım burada kitap tanıtımından ziyade, muhafazakâr çevrede yetişen bir filozofun muhafazakâr sanat olamaz cümlesini kurabilme cesaretine olan hayranlığımı ifade etmek. Kitabın derinliklerine daldıkça bu ikilem çok farklı açılardan sizleri karşılıyor.

Medresenin kuralları ve kaideleri koruyan tavrına karşı tekkelerin nasıl gökyüzüne merdiven uzattığına tanıklık ediyoruz örneğin. Medreseyi; muhafaza etmenin başkenti yaparken, tekkeleri; yasak meyveleri yiyebileceğiniz bir cennet bahçesi reprodüksiyonu olarak karşımıza çıkarıyor. Burada yasak meyveden kastım, muhafaza edilen değerlere karşı gelebilecek her türlü düşünce, tasarım ve tahayyül. Tıpkı batıda kiliselerin engizisyonlarda ateşlerle söndürmeye çalıştıkları tahayyüller gibi.

Elbette bu konu farklı bakış açılarıyla daha da derinlemesine incelendiğinde ki bunu yapacak yeterliliğe sahip birileri tarafından yapılmalı, karşıt görüşler geliştirilebilir. İtirazlar örneklerle zenginleştirilebilir. Ancak ortada bir gerçek asılı durmaktadır ki; bir şeyleri muhafaza ederken, değişmemesi için tüm önyargıları dipdiri tutarken sanat olamayacağı gerçeğidir. Belirli kalıplara hapsedilen zihinlerden belirli kalıplı tasarımlar çıkar. Bunun en belirgin örneği maalesef okullarımızda olanca çıplaklığıyla durmaktadır…

Belki bunları da beğenirsin...

1 Yorum

  1. fatih ertuğrul diyor ki:

    yerinde ve tartışılması gereken bir mevzu. kaleminiz dert görmesin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir