Netflix’ten Göz Kamaştıran Bir Karanlık: Dark

Dark1-1Dark, oldukça ses getiren Netflix’in son dizilerinden biri. Dili Amanca ve Narcos’un İspanyolcasından sonra İngilizceden farklı dillerde dizi izlemek oldukça keyifli.

Bir kere dizinin kurgulandığı Winden kasabası ve şehrin yanı başındaki orman, diziye adını veren karanlığı ve bitmek bilmez yağmurlarla zihinlere kazıyacak cinsten. Nükleer tesisin de arazisi içinde yer alan ormanlık alan içinde bulunan mağara ise sessizlik-karanlık-korku üçlemesi için ideal bir yer. Winden kasabası bir ölçüde Alex Proyas tarafından çekilen Dark City filmindeki kadar karanlık; Batman’in şehri Gotham kadar dışa kapalı, steril bir ortam sunuyor bizlere. İçeride herkes birbirini tanır ama gün ışıdığı sürece. Işıklar kapandığında herkesin sakladığı sırlar ve ölçüsüz kötülükler gün yüzüne çıkar.

mağara-platonMağara işte o anda devreye girer. Platon’un ünlü mağara metaforundaki gibi. (Zifiri karanlık bir mağarada yüzleri duvara doğru zincirle bağlanmış insanlar, arkalarından geçen nesnelerin duvarda yaptığı yansımaları gerçek sanırlar. Orada bulunan her zincirli birey için gerçek olan şey gördükleri yanılsamalardır. Mağaranın dışarısındaki gerçekleri görebilmeleri için birilerinin o zincirleri sökmeleri ve onları dışarı çıkarmaları gerekir. Dahası gözleri karanlığa alışmış olanların da birden gün ışığına çıkarılmaları körleşmelerine neden olabilir. Bu yüzden mağaradan çıkış sancılı bir süreçtir. Hem çıkaran için hem de çıkarılmak istenen için.)

Winden mağaralarından çıkmayı başaramayan Michael’in intiharıyla başlarız diziye. Ve birkaç bölüm sonra babasının mezarı başında Jonas’a bir ziyaretçinin söylediği o bilgece sözler duyulur: “ ölüm kavranabilecek bir şey değildir, sadece kabullenilebilinir.” Böylece bir başka “mağara”dan çıkış yolu gösterilir Jonas’a, zaman mağarasından.

Jonas’ın kırmızı ipi takip ederek ulaştığı kapı Alice’in harikalar diyarına ulaştığı kapı gibidir biraz. Alice harikalar diyarına açılan kapıdan geçer ve başka bir zamanda başka bir âlemde bulur kendini. Jonas ise Winden dehlizlerindedir yine, ancak bir başka zamanda. Tıpkı Mikkel gibi ya da Ulrich gibi. Jonas’ın çıkmayı başarabildiği mağaradan çıkamayan Ulrich. Masumlar korunsun diye eline verilen kanun gücünü, aklı yerine içgüdüleriyle hareket ettiği için, kötüye kullanan zavallı Ulrich.

solucan deliğiMağara içerisinde bir de Einstein-Rosen köprüsü çıkar ortaya. (1935 yılında Einstein ve Nathan Rosen’in birlikte yazdıkları bir makalede “genel Göreleliğin” solucan delikleri denilen ve zamanda sıçrama yapılabilinecek köprülerin varlığına olanak tanıdığını gösterdiler. Solucan delikleri olarak da bilinen bu köprüler bir uzay gemisinin içinden geçmesine olanak sağlayacak uzun süre sürmüyordu ancak gelişmiş bir uygarlığın bu deliği açık tutabileceği tahmininde bulunmuşlardı. Bu köprülerin oluşabilmesi için gereken şey ise uzay-zamanı bükebilecek bir negatif enerji yoğunluğu. Kuantum kuramı enerji yoğunluğunun bazı yerlerde eksi olabilmesine olanak sağlar ama bunun başka yerlerdeki artı enerji yoğunluklarıyla telafi edilmesi gereklidir ki toplam enerji artıda kalsın. Tıpkı eksiye düşen banka hesaplarının farklı bankalardan çekilen kredilerle artıya ulaşması gibi…

Ancak yine de geçmişe bir kapı açılsa bile bazı sorunlar ortaya çıkacaktır. Geçmişe gidip büyükbabanızı öldürdünüz bu otomatik olarak kendi varlığınızı da ortadan kaldıracaktır ki bu paradoks akıllara hemen Steven Spielberg’in “Geleceğe Dönüş” serisini getirir. Peki bu paradoksun çözümü olabilir mi?

Ünlü fizikçi Stephen Hawking’e göre iki çözüm olabilir. Birincisi “tutarlı tarihler yaklaşımı” bu yaklaşıma göre geçmişe bir yolculuk yapılsa bile uzay-zamanda olan biten her şey fizik yasalarına uymak zorundadır. Buna göre tarih sizin geçmişe gidip büyükbabanızı öldürdüğünüzü ya da bugünkü durumla çelişen bir eylemde bulunmadığınızı göstermediği sürece siz geçmişe gidemezsiniz. Geçmişe gitmiş olsanız da tarihin akışını değiştirmezdiniz. Bu da özgür iradenizin olmadığı anlamına gelir. Özgür irade söyleminin temelinde ne yapabileceği tahmin edememek gelir. Ancak yaşanmış bir tarihin akışında geriye gidecek bir insanın yapabilecekleri de her şeyi yöneten bir tam bileşik kuram varsa eylemleri de belirleyecektir. Bu yüzden zaman yolcusu özgür iradeye sahip olamayacaktır. Tıpkı önceden olacakları göme becerisi olan, ancak olacakları önleyemeyen Kasandra gibi.

triquetraİkinci çözüm yolu ise ”alternatif tarihler varsayımı” dır. Nobel Fizik ödüllü Richard Feynman’ın kuantum kuramında geçmişlerin toplamı olarak da anlatabileceğimiz bu kurama göre evren sadece tek bir geçmişe veya tarihe sahip değildir. Her biri kendi olasılığına sahip bütün olası geçmişlere sahiptir. Yani zaman yolcusu geçmişe gittiğinde değiştirdiği bir olay yeni bir geleceğin yazılması sonucunu doğurabilir. Ancak Feynman’ın  kuramında her bir geçmiş içindeki her şeyiyle birlikte tam bir uzay zamanı içerir. Bir roketle uzay zaman içinde geçmişe gidilse bile bu roket aynı uzay zaman içinde kalır dolayısıyla aynı tarih akışına uygun olmak zorunluluğu ortaya çıkar.

Tüm bu sorunların ötesinde aşılması gerken en temel soru ise ışık hızıdır. Einstein’in genel Görelelik kuramına göre hiçbir cisim ışık hızından hızlı hareket edemez.)

Winden mağarasında ortaya çıkan solucan deliği tutarlı tarihler yaklaşımına daha uygun diyebiliriz. Sadece bir yanılsamadan ibaret olan özgür irade ile girişilen her eylemin aslında yapılacak olan sıradaki eylem olduğu ortaya konulmaktadır ki bu da zamanın akışının bakan her kişiye göre Göreleli olduğu yani mutlak bir zaman olmadığı gerçeğini gözler önüne serer. Ulrich kendi zamanında olacakları önlemek için geçmişe gider ve tüm hayatı boyunca kendisini affedemeyeceği bir hata yapar, ancak sonradan farkına varırız ki yaptığı şey geleceği değiştirmez aksine var olan geleceği inşa eder.

Bu felsefi yaklaşım diziyi Stephen King’in “22.11.63” isimli harika hikâyesinden ayırmaktadır. King’in hikayesinde geçmişe giden zaman yolcusu Keneddy’i suikastten kurtarır ve yepyeni bir tarihin yazılmasını sağlar. Fakat geri geldiğinde yazılmasında etkili olduğu yeni dünyanın hayal ettiği gibi bir yer olmadığını görür. Stephen King’in hikayesi Feynman’ın çoklu geçmiş kuramına daha uygundur. Dark’ta ise 33 yıllık bir döngüden ve her döngünün birbiriyle paralel olmasından bahsedilir.

noahDöngü içinde önemli bir yeri olan Noah’ın rahip kimliği ise bir başka bilinmezdir. Umberto Eco’nun Foucault Sarkacı romanında isimlerini sıkça andığı erginlenmiş hermetiklerden oluşan dini örgütlerin üyelerinden birisi midir Noah? Gizil bilgiye ulaşmış olduğu varsayılan Tapınak Şövalyeleri, Gül-Haç Biraderleri, Kabalistler, Malta Şövalyeleri, Masonlar, Haşhaşiler gibi hermetik örgütlenmelerin üyeleri aslında dünyada cevabı bilinmeyen pek çok şeyi bildiklerini iddia ederler. Bu gizli bilgiyi de erginlenmiş üyeleri vasıtasıyla yeni kuşaklara aktarırlar. Gerçekten de Noah acaba “Saint-Germen Kontu” mudur? Yoksa insanlığın yok olacağı bilinmeyen bir tarih öncesinde elindeki gizli bilgilerle yeni bir gemi inşa etmesi istenmiş- kendi deyimiyle- yeni bir Nuh mudur?

Sanırım pek çok sorunun cevabını gelecek bölümlerde bulacağız. İyi seyirler…

 

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir