Normal Diye Bir Şey Yoktur !

Çok eskiden izlediğim,şimdilerde ismini bile hatırlamadığım bir filmde,üniversiteye girmek için  başvuran bir öğrencinin kabulü için hazırladığı projenin sonuç kısmının başlığıydı: Normal Diye Bir Şey  Yoktur.

Aşırı kiloları nedeniyle çevresinde alay konusu olan, hiçbir yerde tutunamayan,dışlanan bu genç kimyasal bir deneyle açıklamıştı bu sosyal gerçekliği.

Ve ileriye yönelik hayatının rotası da aslında bu deney. Düşük yoğunluklu berrak bir sıvının dolu olduğu bir kap içine oldukça yüksek yoğunluklu bir damla sıvı damlatmış ve az önceki miktarı kat be kat fazla olan berrak sıvının tamamen renk değiştirdiğini ve yeni damlatılan sıvının rengini  aldığını ortaya koymuştu deneyi.

Ve şöyle demişti çocuk; normal diye tanımladığımız bütün bu tekdüzeliği,bizi dışlayan, yok sayan normallerin dünyası dediğimiz bu dünyayı kendi benliğimizle bir çırpıda değiştirebiliriz, yeter ki yeterli yoğunluğa ulaşabilelim…

Yukarıda anlatılan olayda olduğu gibi toplumlarda da normalleşme süreçleri yaşanır. 5-10 yıl öncesine kadar aklımıza geldiğinde bile yok artık! Denilebilecek şeylerin, bugün rahatça tartışılır hale geldiğini görünce yapılan deney gelir aklıma hep.

Son zamanlarda moda olan psikolojik harp silahlarından biriside budur aslında. Toplumu ve daha önemlisi belirli konularda hassasiyetleri olan bireyleri yavaş yavaş, uyandırmadan getirilmek istenen duruma hazırlamaktır amaç.

Bunun ilk adımı; fikrin medya yoluyla halka duyurulması olarak atılır. Başlangıçta sert reaksiyonlar, yürüyüşler, illegal saldırılar bile görülse, belirli bir süre sonra o atılan ilk tohumun çimlendiğini görürüz.

Tartışma programlarında, isimlerinin önünde kalabalık unvanlar bulunan kişiler yaşanan olayları ve durumları tartışır gibi yaparlar ancak aslında yaptıkları şey tohumu çimlendirmekten başka bir şey değildir. Tartışma programlarından haber bültenlerine, yani daha geniş kitlelere taşınır tohum. Artık yavaş yavaş kök salmıştır.

2. aşamada; önceleri düşünüldüğünde bile abes gelen fikrin karşısında tepki gösteren insanların ne kadar antidemokratik, ne kadar faşist, ne kadar insanlıktan nasiplerini almadıkları anlatılır topluma. Öyle ya, artık var olan bir gerçekliğin karşısında böylesi bir tavır almanın ahmaklığı! parayla kalemlerini ve beyinlerini belirli yerlere bağlayan şahıslar tarafından her gün pazarlanır.

Artık siz bile kendinizden şüpheye düşersiniz,yanılan ben miyim diye… Normalleşmiştir yani artık, eskiden ne kadar radikal,ne kadar ütopik olsa da , o eski düşünülmesi bile; yok artık! Denilen fikir.

Ve son olarak 3. Aşama gerçekleşir,eğer gerçekleşebilirse. Kurbağa deneyinde olduğu gibidir aslında her şey. Kurbağalar rahatlıkla zıplayabilecekleri içi su dolu bir kaba konulurlar. Eğer direkt olarak kaynar su dolu bir kaba konulurlarsa kolaylıkla bu durumdan zıplayarak kurtulurlar.

Ancak su dolu kap yavaş yavaş ısıtılırsa, kurbağalar zıplamayı bile düşünemeden ısıya alışa alışa haşlanarak ölürler. Dedim ya artık toplumda çeşitli yollarla çimlenen tohumlar ( sınav soruları, diziler, reality showlar, tartışma programları, izdivaçlar…) ortaya çıkmaya hazırdırlar, her şey normaldir, ama unuttukları bir şey vardır;

Her tohum her iklimde ortaya çıkamaz! Hele de geçmişlerinde; METE HANLAR, BUMİN KAĞANLAR, KÜRŞADLAR, ALPARSLANLAR, FATİHLER VE ATATÜRKLER gibi,  zararlı tohumları ekenleriyle birlikte yok eden sosyal bahçıvanları olan  iklimlerde  ise  hiç…

Belki bunları da beğenirsin...

1 Yorum

  1. 21 Kasım 2013

    […] bir zaman önce “normal diye bir şey yoktur”, normalleştirme vardır mealindebir yazı yayınlanmıştı sitemizde. Yazıyı okuyanlar, […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir