Offret: Bir “Kurban” Hikayesi

offretTarkovsky’nin ölümünden önce son filmidir Offret. Yönetmenin naif dokunuşlarıyla, acele etmeden, söylemek istediklerini her türlü metaforu ve dolaylamayı kullanarak sessizce seyirciye aktarmasına her sinemasever tahammül edemeyebilir. Alt metinleri, çağrışımları, müzikleri, sembolleri o kadar yüklüdür ki kompozisyonlar seyirci önünde adeta birer tablo gibi sıralanır.

Ölümle yüzleşen  Alexander’ın diz çökerek yaşlı gözlerle Tanrı’ya yakarması, daha önce Otto’ya “maalesef hiç ilişkim yok” dediği Tanrı’ya, o kadar içtendir ki sahne, pişmanlığın en güzel dışavurumlarından birine dönüşür. Ama kendisi için değildir yakarışları, kendi adına hiçbir şey istemez.

“Her hediye bir fedakârlık demektir.”

Verilecek hediyeye karşılık her şeyden vazgeçmektir yapacağı fedakarlık. Hz. İbrahim’in evladını, en sevdiği varlığını, İsmail’ini tereddüt etmeden kurban etmeye hazır olması gibi… Ancak Alexander’a yedi kat semadan bir “koç” gelmeyecektir.

Leonardo_Magi_480Filmin en can alıcı yerlerinden birisi de Leonardo da Vinci’nin ünlü “Adorazione dei Magi” tablosunu gören Otto’nun duyduğu rahatsızlıktır. Leonardo’nun tüylerini diken diken ettiğini söyler Otto. Tabloda Doğu’dan gelen üç kralın annesinin kucağındaki Bebek İsa’ya hediyeler sunmasını ve yerlere kadar eğilerek itaat etmelerini resmeder Leonardo. Neden rahatsız olur Otto bu güç gösterisinden. İlahi olanın gücü karşısında eğilen dünyevi makamların varlığıdır belki de rahatsız edici olan.

Tam tabloya odaklanmışken, televizyon sesi duyulur alt kattan. Film boyunca o koca evde, televizyonla, felaketi duyarken karşılaştırılır seyirci. En ağır cümleler sırt sırta izlenirken açıktır televizyon ve duyuru bittiğinde kendiliğinden geri sayımla kapanır. Geri sayım ne en baştan başlar ne de en sona dek sürer. Tam bir felaket kutusudur. Görevini yapar ve susar.

offret tv“ İki insan birbirini eşit sevmezler. Bir daha fazla sever. Sanki bende başka bir ben uyanmış gibi, bir başkasının hayatından uyanmış gibiyim” der Adelaide. Her şeyin sonra ereceği vakit yaklaştıkça iç hesaplaşmalar dile dökülür adeta. Birisini seven ve başkasıyla evlenen zavallı Adelaide…

Ünlü bir aktör karısı olmak isterken, inzivaya çekilmiş bir dervişin yanında bulur kendini Adelaide. Oyunculuğu, üstlendiği rolde kendini kaybetmesinden utanması yüzünden bırakan bir modern zamanlar dervişidir Alexander. Oysa Adelaide, ün/şan/şöhret yüzünden evlenmiştir O’nunla.

Biri “madde” biri “mana”dır adeta. Çatışırlar bu yüzden. İnsanlık tarihi boyunca yaşanan hesaplaşmalara benzer bu çatışma da. En sonunda kazananı olmayan beraberce kaybedilen bir hesaplaşma.

Hesaplaşmanın bir başka tarafı ise Otto’dur. Gizemli postacı. Sadece telgraf getirmez bu postacı, kimi zaman ilahi mesajlar taşıyan bir ulak da oluverir. Aynı zamanda da koleksiyoncudur. Gerçek olamayacak olayların kanıtlarını toplar Otto. Sonunda gerçekleşecek olan olayların… Gerçek nedir tartışmasına girerler o ara. Sahi gerçek nedir? “ zihin ile dış dünya arasındaki mutabakttır” diyen kadim bilgelerin peşinden gider Otto, o mutabakatı kovalayan bir koleksiyoncudur.

alexander oğluBaşlangıçtan sona kadar ağzından tek kelime çıkmayan Alexander’ın oğlunun son sahnede ki sözüne de ulaklık edecek midir “Postacı” bilinmez. Ama bilinen bir şey vardır, o da, verilen hediyenin büyüklüğü kadar, karşılığında yapılacak fedakarlığın da o derece yıkıcı olduğudur…

 

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir