Öğretmen!

Daha 1 gün olmadı Ankara’nın göbeğinde, öğretmenler gününe bir gün kala, tazyikli su ve gaz kapsülleriyle öğretmenlerin yaka paça sürüklenmeleri. Karşısındakinin kim olduğu önemli değildi aslında copu tutan elin, ne söylediğiydi. İsteklerini ve şikâyetlerini sesini yükselterek ve birlikte hareket ederek ortaya koyan her kim olduysa tepki aynıydı. Dün öğrenciler tekme tokat yerlerde sürüklendi, daha önce işçiler, şimdi de öğretmenler.

O öğretmenler ki; gece baskınlarında evlerinden alınıp bayrak direklerinde can verenler, o öğretmenler ki; sevgisizlikle, gaddarlıkla itham edilip toplum vicdanında yerlerde sürüklenenler, o öğretmenler ki; aldıkları maaşla, yaptıkları tatillerle değerlendirilenler, o öğretmenler ki; başöğretmenleri nezdinde üzerlerine iftiralar atılıp, itibarları yerlerde sürüklenenler…

Cumhuriyetin; kulluktan bireyliğe yükselttiği insanımız, neden hasret çeker oldu bilincinin ipotek altında olduğu günlere. Hangi kazanç daha değerlidir özgürlükten, özgür düşünceden? Ne zaman bu kadar kinlendik geçmişimize, ne kadar zalim yetiştirdik bünyemizde?

Şimdi el birliğiyle nice emeklerle kurduğumuz o muhteşem yapıyı darmadağın ediyoruz düşünmeden. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller için yetiştirdiğimiz öğretmenlerimize karalar çalıyoruz. Her bir öğrencisini kendi evladı sayan o gencecik öğretmenlerimizi kendi ellerimizle yakıyoruz; üzerlerine iftiralar dökerek!

Öz akrabalarınca tecavüze uğrayıp linç edilmeye çalışılan gencecik kızlarımıza sahip çıkan, evini açan öğretmenlerimize vefa borcumuzu ödüyoruz bu şekilde!

En tepeden başlayarak aynı düşüncedeyse herkes;

-Hızlı test çözmek kadar değerli değilse vicdanlı olmak,

-Formül ezberlemekten zaman kalmıyorsa saçlarını okşayan öğretmenini hatırlamaya,

-Şefkatle elini tuttuğu zamanları değil de ne kadar tatil yaptığı zihninde yer eder olmuşsa artık,

– Başının dışındakiler kadar önemli değilse artık beyninin içindekiler,

-Bırakın kapatılsın okullar,  çünkü bu daha az acıtır.

-Ve dört dönsün mezarında başöğretmen! Sızım-sızım sızlasın kemikleri! Baksın şu dört başı mamur kentlerde yaşayan viran ruhlu insanlarımızın haline, düşmanımızın bile ağlayarak baktığı perişan ahvaline…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir