Öğretmenler Günü için!

Meslek hayatımda dokuzuncu yılımın içindeyim. Rabbim ömür verirse daha nice dokuz yıllar göreceğiz, inşallah. Şöyle, dokuz yıl önceki “ben” ile şimdiki “ben”i düşünüyorum da hem fiziksel olarak hem de ruhsal olarak ne kadar değişmişim aslında. Mesleğe ilk başladığım yıllar civan gibi bir delikanlı iken şimdi orta yaşa doğru adım adım ilerleyen ve onun izlerini de fiziksel olarak yansıtan bir haldeyiz. Ruhsal olarak ise her şeyden önce sabretmeyi ve çocukla iletişim kurmayı, çocukları dinlemeyi kısacası çok şeyi öğrendik. Her yönden değiştik vesselam.

Bu değişim sadece bizde de olmadı. Biz değişirken öğrenciler de değişti, Milli Eğitim camiası da değişti. Toplumda öğretmenlik itibarsızlaştırılırken maalesef öğrencilerin gözünde de itibarsızlaştırıldık. Çocuklarımızın anneleri, babaları öğretmenlere saygı duymuyor ki çocuklar da saygı duysun. Peki, burada suç acaba sadece velilerde mi? Şüphesiz, hayır! Öğretmenleri bir tahsildar ve bir memur gibi çalıştıran yönetimin suçu yok mu? Bir yandan okullar ücretsiz derken, bir yandan da okulun giderlerini karşılamazsan arada kalan öğretmenler ne yapsın? Bir yandan size dava açacağım derken bir yandan da okulları temizlik yarışmasına sokarsan öğretmenler ne yapsın? Ya, okullara gönderilen saçma sapan bizim işimiz olmayan onlarca iş! (Sigortacıların yapacağı işi yaptığımı hatırlıyorum, muhasebeciliği zaten yapıyoruz…vb.) Daha öğretmenlerin aleyhine olan onlarca şeyi -ek ders meselesi…vb.- de söylemiyorum.

Bir de şu var tabiî ki. Siz hiç çalışmıyorsunuz ve çok para alıyorsunuz diyenler son uygulamalardan sonra öğretmenlerin maaşlarının en düşük memur maaşı olduğunu unutmasınlar ve artık her taraflarına kına yakabilirler.

Bizlere o kadar şey söyleniyor ki burada hepsini söylemek ve onlara karşı cevaplar vermek çok sürecektir muhakkak. Biliyorum ki ben bu satırları yazarken bizim bazı ağzı salyalı “entellerimiz” -onlar ancak enteldir, “entel”in anlamını bilmeyen sözlüğe baksın- oturdukları yerden bizler hakkında olanca şeyleri söyleyecekler, bizi yerden yere vuracaklar. Bir, “Öğretmenler Günü”müz var, onu da burnumuzdan fitil fitil getirecekler. Evet, kabul ediyoruz ki bizim mesleğimizin içinde de işini iyi yapmayan meslektaşlarımız olabilir. Tıpkı işini iyi yapmayan, birilerine yaranmak için kalemini oynatan gazetecilerin olduğu gibi. Mühim olan üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? Siz, hangi cüretle bir kötü örnek var diye bir meslek grubunu karalayabiliyorsunuz? Size bu yetkiyi kim veriyor? Sırtınızı dayadığınız insanlar mı veriyor size bu gücü?

Siz, ne derseniz deyin bu mesleği biz severek yapıyoruz. Siz, bizleri görmeseniz de anlamasanız da dinlemeseniz de yerden yere vursanız da hiçbir şey olmaz. Yel, kayadan ne koparabilir ki? Siz, sığ beyinlerinizle ancak konuşursunuz.

Sizin, hiç sabahın köründe okula gelip uyku mahmurluğu ile gözünüze bakan öğrencileriniz oldu mu?

Sizin hiç gül kokulu öğrencileriniz oldu mu?

Sizin hiç gözleri pırıl pırıl parlayan öğrencileriniz oldu mu?

Sizin hiç hastalandığında, bir tarafı ağrıdığında yanında olduğunuz öğrencileriniz oldu mu?

Benim oldu! Bizlerin de oldu!

Hem de bu sizin tahayyülünüzün yetmeyeceği kadar.

Bu vesileyle bizim talim ve terbiye etmemizde emekleri olmuş bütün öğretmenlerimin ve fedakâr, cefakâr, yürekli bütün meslektaşlarımın “Öğretmenler Günü”nü kutlarım.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir