Önyargı

Önyargı; kısaca peşin hüküm vermek ya da bilmeden, tanımadan, anlamadan karar vermek!

–          Ne kadar sıcakkanlı bir insanmışsın, halbuki dışarıdan hiç böyle bir insana benzemiyorsun.

–          Yanlış adam doğru iş yapamaz.( en sevdiğim önyargı cümlesi)

–          O sahte gülümseyişinin arkasından kesin bir şey isteyecek, en iyisi fazla yüz vermemek!

–          En fazla önyargıya sahip olanlar en cahil olanlardır, o cahille konuşmaya gerek yok!

–          Şimdi ne söylesem tersten anlayacak, en iyisi hiç bulaşmamak.

–          Serbest vuruşu Sabri mi kullanıyor, kesin taca atar topu!

Hangimizin benzer önkabulleri yoktur ki? Sırf bizden farklı düşünüyor, giyiniyor diye nice etiketler yapıştırmadım mı iki kelam etmediğimiz insanlara. Ya da ne istediğini, neler hissettiğini bilmeden damgalar vurmadık mı gıyaplarında!

–          Kürt müymüş, kesin örgüt sempatisi vardır!

–          Yahudi miymiş, eli kanlı adamlarla ne muhatap olucam!

–          Ulusalcı mıymış, statükocu adamlara laf anlatamazsın, boşver!

–          O sendikalı mıymış, itaat etmiş zihinlerle ilerleme olmaz, vazgeç!

–          Fenerli miymiş, kesin şikecidir!

–          Bu kadar zenginliği hak ederek nasıl yapmış olabilir, kesin çalıp-çırpmıştır!

Hayatımızın büyük bir kısmını işte bu yapıştırdığımız etiketleri, insanları tanıdıkça söküp atmakla geçiyor. Sırf bir konuşmasını beğenmediğim için, üç-dört yıl önce aldığım bir kitabının kapağını açmadığım yazarlar var desem, durumun vehametini ortaya koymuş olurum herhalde.

Meselenin daha vahimi toplumsal önyargılarımız. Siyasetten ticarete, spordan sanata, okuldan sokağa taşmış o kadar çok önyargılarımız var ki, nereden kaynaklandığı belli bile olmayan ya da hiç hatırlanmayan.

–          Atatürk’ün evi bombalanmış söylentisine kanarak, hiçbir şeyden habersiz işinde gücünde hayatlarına devam eden Rum asıllı vatandaşlarımızın evlerini yağmalayıp,  iş yerlerini talan etmedik mi 6-7 eylül olaylarında!

–          Basit bir kavga sonrası üç-beş veledin, ‘pkk sloganları attılar’ laflarına inanıp, nice gariban işçiyi linç etmeye kalkmadık mı!

–          Müslüman ya da Doğu ülkelerinden gelen nice insan, potansiyel terörist muamelesi görüp, havaalanlarında donlarına kadar soyulup teşhir edilmedi mi batılı ülkelerde?

–          Memleketimin güzide siyasetçileri sırf daha fazla oy alıp koltuklarını kaybetmemek uğruna, karşı cephede yer alan rakiplerinin soylarını, mezheplerini ulu orta aşağılarcasına ortalığa dökmediler mi?

Her şeyden daha vahimi tüm bu sayılan olayların halk tarafından ciddiye alınıp önemli ölçüde kabul görmesidir. Yıllar geçtikçe, teknoloji ilerledikçe, insan hakları ve demokrasi mücadelesi ivme kazandıkça, bilim ürettikçe, dünya daha bir yakınlaştıkça önyargılarımız da aynı oranda artıyor, büyüyor, kabuk değiştiriyor. Açıkçası daha tehlikeli hale geliyor.

Büyük usta Can Yücel’in de dediği gibi;

“En uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, ne Hindistan..

 ne seyyareler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan..

en uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir; birbirini anlamayan…”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir