Ortadoğu’da Lider Olmak ve Cemal Nasır

Toprakları su yerine kanla sulanan bir coğrafyada mutluluk; hiç açmayacak bahar çiçeklerinde saklı kalır. İşte Ortadoğu tam anlamıyla böyle bir yer. Nedenleri hep farklı olsa da değişmeyen kara yazgısı devam ede gelmiştir bu güne dek. Ortadoğu’nun kimi zaman zengin bağları ve ulaştığı refahtır sebep, kimi zamansa doğalgaz ve petrol. Habil’le Kabil’in ilk düşmanlık tohumlarını saçtığı bu coğrafyada egemen olmaksa,  kimilerine göre dünyaya egemen olmak için olmazsa olmazların başında gelir.

Zaman içinde birçok devlet hüküm sürer bu topraklarda ve onların kudretli liderleri. Gelin tarihin kısa bir sürede parlatıp aynı hızda yere çaldığı bir lidere bakalım; Cemal Nâsır’a. Herhalde yüzyılımızın içinde Arap toplumunun gözbebeği haline gelen bir başka lider çıkmadı içlerinden. 38 yaşında genç bir albay olarak genç yaşta oldukça parlak bir isim yaptı Nâsır. Süveyş Kanalı ve ülkesindeki petrolleri ulusallaştırınca yıldızı daha da parladı. Takvimler 1956 yılını gösterdiğinde ABD-Sovyetler arasında soğuk savaş en hızlı günlerini yaşarken, Nâsır karşısında İngiltere ve Fransa’yı bulur. Ellerinden uçan fırsatları güçleriyle ele geçirmeye çalışan İngiltere ve Fransa, İsrail’in de desteğini alarak Mısır’a saldırırlar. Tam bu sırada Macaristan’da öğrenci olayları başlamış ve Sovyetler bu olayları çok sert şekilde bastırmıştı. Tüm gözlerin Macaristan’da olan olaylardan Mısır’a dönmesiyle ABD çılgına döner ve ser bir şekilde İngiltere ve Fransa’yı uyarır, harekâtı ertelemelerini ister. Ret cevabı alınca da elindeki İngiliz parasını piyasa boca eder ve petrol kozunu oynar. Diğer ülkelerde destek olunca çaresiz kalan müttefikler savaşı kazanmış olmalarına rağmen masada kaybederler ve geri çekilirler. Bu durum Nâsır’ı tam bir halk kahramanı yapar. Tüm Arap ülkelerinde tek isim vardır artık;  Cemal Nâsır. 1958 yılında Nâsır en büyük planı olan Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni kurar.   İçinde Suriye’den Irak’a, Yemen’den Cezayir’e tüm Arap kıtası olacaktır. Hatta Irak’ta bulunan Nâsır karşıtı Abdülkerim Kasım’a suikast düzenlenir, ülke dışına kaçmayı başaran bu suikastçı koyu bir Nâsır hayranı olan 22 yaşındaki Saddam Hüseyin’dir.

Nâsır’ın sonunu getiren olay ise 11 yıl sonra nüfusunun onda biri olan İsrail’e karşı neredeyse savaşamadan yenilgiye uğradığı “Altı Gün Savaşları” olmuştur. Bu onur kırıcı yenilgi Nâsır’ın bir anda parlayan yıldızını bir anda yere çalmıştır. Peki Araplar neden Nâsır’ın peşinde koşmuşlardı?

Cevabını kendimize bulabiliriz. Çünkü Nâsır Araplara yeniden ulusal haysiyetlerini ve onurlarını ellerine alma fırsatı vermişti o kısa süre içinde. Tıpkı yüzyıllarca aşağılanan hasta adamı kaldırıp saygın bir yere koyan Atatürk gibi. Burada elbette Nâsır’la Atatürk karşılaştırması yapmıyorum. Yaptığım şey ulusal onurun ve haysiyetin ne derece önemli olduğunu vurgulanmak. Kim bilir belki ileride birisi çıkar ve Ortadoğu’da , hırslarını bir kenara bırakıp milleti için kendini feda eder.   Ne dersiniz çok mu zor?

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir