Osmanlı’da Derin Savaş: Devlete Sızan Tarikatlar

Ünlü İngiliz arkeolog ve folklor bilimcisi Hasluck 18. yy’da Rumeli ve Anadolu’da Bektaşilik üzerine yaptığı çalışmaları ile de bilinir. Niyazi Berkes’in “Türkiye’de Çağdaşlaşma” isimli eserinde adından sıkça söz ettiği Hasluck günümüze de ışık tutacak bazı tespitler yapar.

Hasluck, 18. yy sonları ile 19.yy başlarında Rumeli’de gözüken Bektaşi yayılışından yola çıkarak Osmanlı’ya geniş ve derin bir komplo yapıldığını ileri sürer. Komplonun 3. Selim zamanında “Mevlevilik” perdesi altında saraya kadar girdiğini ve dönemin tarih yazarı Asım’ın da bunu destekleyen ifadelerini nakleder. Sırbistan bölgesinde ayaklanan Pazvandoğlu ile Yanya bölgesinde bağımsız bir devlet kurma heveslisi olan Tepedelenli Ali’nin de bu komplonun parçaları olduğunu söyler.

Mevlevilerin 4. Mehmet zamanında sahneye çıkmalarıyla birlikte (1648-1687) Padişah İbrahim’in tahttan indirilme sürecinde de Mevleviliğin izine rastlanır. Derviş Mehmet Paşa dönemin şeyhülislamı ve yeniçeri ağasıyla birleşir ve İbrahim tahttan indirilir. Hasluck’a göre o dönemin en üst mevkileri Mevlevilerin elindedir.

Sultan İbrahim’in tahttan indirilip boğdurulmasından sonra tahta 7 yaşındaki oğlu 4. Mehmet, Derviş Mehmet Paşa tarafından Eyüp Camii’ne götürür ve Mevlevi geleneklerine göre hazırlanan bir merasimle kılıç kuşanma merasimi yapılır.

Bektaşiliğin, Mevleviliğe karşı güç kazanması ise 3. Ahmed’in tahta geçmesi ve cülus töreninde kendini gösterir. 3. Ahmed’in kılış kuşanma töreninde asıl rolü oynayan “Yeniçeri Ağası” olmuştur. Bu dönemde yeniçeriler Bektaşilerle birleşmişlerdir. Padişaha meşruluk sağlayan kılıç kuşanma merasiminin yeniçeri ağasına yaptırılması gücün de Mevlevilikten Bektaşiliğe kaymakta olduğunu simgeler. 3. Selim’in tahtan indirilmesine neden olan Kabakçı Mustafa İsyanı’nın Bektaşi komplosu olduğunu ileri süren Hasluck’a dönemin tarihçileri Asım ve Esat Efendi de katılır. Ancak tahta çıkan 4. Mustafa’nın düşürülmesi ve 2. Mahmut’un tahta getirilmesinden sonra kılıç kuşanma törenleri Mevlevi şeyhlerinin imtiyazı haline gelir.

  1. Mahmut’un tahta çıkmasını sağlayan Alemdar Mustafa Paşa, kılıç kuşanma törenini Konya’dan getirilen Mevlevi şeyhine yaptırır. Bundan sonra Bektaşiler, derebeyler ve yeniçeriler birleşerek son savaşlarına hazırlanırlar. Küçük esnafta Bektaşilik yaygınken, ulema ve diğer tarikatlar padişahın yanında yer alırlar.

Sonucun herkesçe malum olduğu bu derin savaşın ardından yeniçeri ocağının ortadan kaldırılmasıyla, padişah 2. Mahmut bir meşveret meclisi toplar ve Bektaşiliğin nasıl yok edileceği konuşulur. Meclise çağrılanlar sadrazam, eski ve yeni şeyhülislamlarla birlikte devletin yanında yer alan tarikat şeyhleridir. Nakşibendiyye, Kadiriyye, Mevleviyye, Sadiyye taikat şeyhleri ve diğer çağrılanlar bildiklerini anlatırlar ve bazı kararlar alınır:

  • Üsküdar, Eyüp ve Rumelihisarı civarındaki Bektaşi tekkeleri ehli sünnet diğer tarikatlara verilecek,
  • 60 yıl öncesinden sonra yapılan tüm tekkelerin yıkılması,
  • Tüm sınırlar içerisinde Bektaşi yayınlarına el konulması,
  • Bütün Bektaşi vakıflarına el konulması,
  • Bazı vakıfların yeni kurulan orduya kışla olarak düzenlenmesi, gibi…

Bu kararların en ünlü kurbanı ise o dönemin en ileri tıp ve tarih bilgini olan Şanizade Ataullah olmuştur. Felsefi düşünceleri nedeniyle Bektaşilikle suçlanarak sürülmüş, sonradan affına dair berat hükmü gelince idam hükmü geldiğini sanmış ve kalp kriziyle vefat etmiştir.

Osmanlı’nın en ünlü tarih yazarı Cevdet Paşa, 12 ciltlik eserinde bu konuyla ilgili bahsi şu bugünlere de ışık tutacak sözlerle kapatır:

“ Vakay’i Hayriye ulema ve Sünni tarikat erbabının sözbirliği ile vücuda gelmiş olması nedeniyle az sonra hükümet aşırı taassup yolunu tuttu. Sağlam dindarlığın yerini riyakar taassup aldı. Meydan mutaassıplara kaldı ve bundan çok zararlar görüldü. Bunun çıkmaz yol olduğu anlaşılınca geri dönüldü ve fakat bu seferde ters yönde çok ileri gidildi…”

O zaman yazımızı çokça bilinen Akif’in sözleriyle bitirelim:

“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarih”i  “tekerrür”  diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”

 

(Not: Daha detaylı bilgi için: Türkiye’de çağdaşlaşma, Niyazi Berkes)

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir