Pamuk Prenses Masalının Devamını Biliyor musunuz?

“ Ayna ayna söyle bana; benden daha güzeli var mı dünyada?”  diye soran Kraliçe’nin, “Pamuk Prenses daha güzel” cevabını almasından sonra,  Pamuk Prenses için ölüm emrini verdiği ancak avcının prensese kıyamayıp bir ceylan kalbini acımasız kraliçeye götürdüğü, meşhur, “ Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” masalını biliyorsunuzdur.

ev-Sevgi dolu evlerinin kapılarını Pamuk Prensese açan ve yabancı kimseyle konuşmaması için O’nu uyaran yedi cücenin eve geldiklerinde kırmızı bir elma elinde ve baygın bir halde buldukları talihsiz prensesin, masalın devamında cam bir tabut içinde saklandığı ve beyaz atlı bir prensin sıcak bir öpücüğüyle nasıl hayata döndüğünü herkes dinlemiş, okumuştur.

Ancak bu masalın devamını pek az kişi bilir. Hatta kimse bilmez desek yeridir. O zaman masalın devamını anlatalım:

Pamuk prenses, bir öpücüğüyle yeniden hayata döndüğü beyaz atlı prensinin ardından ve prensin yaşadığı şatoya doğru yola çıkar. Bu sırada ona evlerini açan ve bir dediğini iki etmeyen yedi cüce, prensesin bu vefasızlığına bir anlam veremezler. Günlerce kendisinden haber beklerler. Yeni yerleştiği büyük şatoda kendilerine uygun bir yer olması gerektiğini düşünürler, daha doğrusu hiçbiri bunu dile getirmez ama hepsi bunu umar günler boyu. Bu amansız terk ediliş yedi cücenin altısını alkolik yapar. Çalışmayı bırakırlar. Aralarında kavgalar başlar ve kısa süre içinde her biri bir tarafa çeker gider. Artık yedi cücenin evi tam bir harabe olmuştur.

elmaAncak Pamuk Prensesin derdi başkadır. O da unutmamıştır yedi dostunu. Ancak odasından dışarı çıkması yasaktır artık. Beyaz atlı prens bir anda beyaz çoraplı hödüğe dönmüştür. Şatonun etrafında yaşayan insanların prensesin güzelliğini dillerinden düşürmemeleri, beyaz çoraplıyı çıldırtır.

Yaşadığı kıskançlık krizleri zamanla bağırmalar ve kavgalara döner. Artık pamuk prensesin beyaz teninde hafif hafif morluklar göze çarpmaktadır. Sürekli içmeye başlayan beyaz çoraplı hödük, alkolün de tesiriyle gün aşırı pamuk prensese şiddet uygulamaya devam eder. Söver, döver, hakaret eder, aşağılar. Sürekli, “ ben olmasaydım o k.ç kadar tabutta yatıyor olacaktın” diye başına kakar. Hayat artık dayanılmaz bir haldedir prenses için. Ancak evine geri dönemez, ‘konu komşu ne der’ diye düşünür ve ‘ne de olsa kocamdır, bir gün inşallah düzelir’ diye hep yarına erteler güzel günler görmeyi.

siddet_karikaturAlışveriş için evin dışına çıktığı bir gün kasaba pazarının kurulduğu alanda elinde meyve filesiyle başı önünde gezerken, hışımla sırtına doğru inen kırbacın acısıyla feryat eder prenses. Evden dışarı izinsiz çıkan prensesin bu davranışına herkesin içinde kırbaçlamayla cevap verir kocası. Etraftakilerin araya girmesine izin vermeden kırbaçlar prensesi defalarca. Sonra hareketsiz kalınca prenses, atına atlayıp çeker gider.

Prenses kendine geldiğinde yüzü gözü kurumuş kan pıhtılarıyla doludur. Artık şatoya dönemez, ağır adımlarla eski dostları yedi cücelerin evlerine doğru koyulur. Uzun bir yolculuk sonrası eve vardığında bir harabeyle karşılaşır. Kimsecikler yoktur etrafta. Kapıyı araladığında içeride çekingen cücenin elinde şarap şişesiyle yarı uyanık olduğunu görür. Ancak çekingen, prensesi tanıyamamıştır. Prenses neler olduğunu sorar. Cevap alamaz. Sessizce çıkar orman doğru ilerler.

Babasının ve üvey annesinin yaşadığı şatonun kapısına geldiğinde yüreği yerinden çıkarcasına çarpmaktadır… Kapı açılır, kendisini üvey annesinin yardımcıları karşılar. Derhal kraliçenin yanına götürürler. Kraliçe prensesin yara bere içindeki yüzünü görünce şaşırır. İçten içe sevinse de hala yaşıyor olmasını ve bu zavallı durumu karşısında O’na acır. Babasının, prensesin kaybolmasının ardından üzüntüden nasıl hastalandığını ve boyundan aşağısının felçli bir şekilde yataklara düştüğünü anlatır yüzündeki donuk ifadeyle. Sessizce dinler prenses kraliçeyi. Hiç konuşmaz. Yere düşen birkaç damla gözyaşı ve omuzlarını titreten hıçkırıkları haricinde sessizliğini hiç bozmadan öylece durur.

pamuk-prensesKraliçenin,  evine geri dönesi gerektiğini, kocasının yanında olmasını, yoksa komşu derebeyliklerin bu durumu hiç de iyi karşılamayacaklarını, babasının şerefini düşünmesi gerektiğini söylediği bir sırada odanın kapısı açılır ve prensesin kocası ortaya çıkar. Üzgün olduğunu ve bir daha böyle davranmayacağını söyler yarım ağız. Prenses kaderine razı bir şekilde ağır adımlarla yürür işkencehanesine.

Bu sırada kraliçe tekrar aynasının karşısına geçer ve meşhur sorusunu sorar: “Ayna ayna söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada?”

Ayna biraz duraksar ve şu cevabı verir:

“Yüzü gözü yara bere içinde olsa da hala Pamuk prenses daha güzel.”

Kraliçe sinirlenir ve bir hamlede aynayı paramparça eder. Ve bir kahkaha patlatarak, artık ihtiyacı kalmayan aynanın kırık camlarına basarak akşam yemeğine gider…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir