Pucuçallar: Sonun Başlangıcı

Efendim, çok eskilerde ülkelerin birinde soylu mu soylu, yüce mi yüce, iyi huylu mu iyi huylu, insanlarını canıgönülden seven bir hükümdar yaşarmış. Hükümdar nereye gitse önüne değil yüz binler, milyonlar yatarmış. Çevresinde onu seven o kadar insan varmış ki hükümdar yanlış bir şey söylese onu seven bu insanlar, “Hükümdarımız aslında öyle demedi, böyle dedi. Hükümdarımız çok yaşa!” derlermiş. Hükümdar yanlış bir davranışta bulunsa yine aynı insanlar, “Hükümdarımız aslında bu davranışıyla şu güzelliklere değinmek istedi, siz yanlış anlıyorsunuz. Hükümdarımız çok yaşa!” derlermiş. Hükümdarı anlatan tarihçiler de onun yaptıkları eşsiz iyilikleri kaydeder dururmuş. Halkı aydınlatmayı kendine şiar edinmiş basın ise hükümdarın afilli afilli fotoğraflarını basar, diğer ülkelere nasıl posta koyduğunu çarşaf çarşaf anlatır, milletin kurtarıcısı olduğunu her daim yineleyip dururlarmış.

Hükümdarın karşısında öyle bir güç de varmış ki sayıları çok olsa da halkı aydınlatmayı kendine şiar edinmiş basın tarafından bu insanlar birkaç kişi, kuru kalabalık, bölücü, özellikle de pucuçal olarak adlandırılırmış. Pucuçalların sayısı her geçen gün artsa da basın yine onları aynı gözle görür, tarihçiler onları tarihin tozlu sayfalarına bile aktarmaya değer görmezlermiş. Pucuçallar öyle baskı altına alınmış ki onlara nefes bile aldırmamışlar.

Hükümdar nerede konuşsa alkış, kıyamet semaya ulaşır; basın her zaman hükümdarı anlatır, halk da her şeyi afiyetle seyredermiş. Bir pucuçal, halktan birisine olayların öyle olmadığını anlatmaya çalışsa hemen inançsız, milletini sevmeyen, vatan haini damgasını yermiş.

Her sene o ülkede hükümdar adına düzenlenen müsabakalar varmış. Bu yılda müsabakalar hükümdar adına büyük bir nümayişle yapılacakmış. Müsabaka zamanı gelip çattığında haşmetli hükümdar müsabaka alanına gelmeden önce müsabaka alanına seyirci olarak girecek kişiler önceden belirlenmiş, hükümdarı seven halk alana alınmış. Hiçbir pucuçalın alana girmesine müsade edilmemiş ama pucuçallar ne yapıp ne edip müsabaka alanına girmeyi başarmış. Müsabaka saati yaklaştığında hükümdar yanındaki onu sevenlerle birlikte müsabaka alanına girmiş, onun için biraz sonra yarışacakları görünce mutlu olmuş. Daha sonra özenle oraya yerleştirilmiş ortalığı inletircesine halkın hükümdarı yüceltici tezahüratları hükümdarı daha da mutlu etmiş.

Hükümdar tam yerine oturacakken halkın içinden on kişilik bir pucuçal grubu ayağa fırlayıp “Biz, altın madenlerinde yok pahasına çalıştırılarak ölüme terk edilmiş işçileriz!” diye var güçleri bağırmışlar. Soylu hükümdarın yüzü al al olmuş, kan beynine hücum etmiş ama hiçbir şey söyleyememiş. Bir başka köşeden yine halkın içine girmiş on kişilik bir pucuçal grubu ayağa fırlayıp “Biz, her türlü yanlışlığa rağmen doğruları savunduğumuz için işinden atılan memurlarız!”. demiş. Ardından on kişilik bir pucuçal grubu “Biz, bir mal gibi alınıp satılan, baskı ve şiddet gören, öldürülen kadınlarız!” diye ortalığı inletmiş. Arkası kesilmemiş on kişilik grupların.

“Biz, bu topraklar için kanını döken, canını veren asker ve polisleriz!”

“Biz, yanlış eğitim politikalarıyla geleceği elinden alınan öğrencileriz!”

“Biz, toprakları yok pahasına satılan köylüleriz!”

Herkes onları dinlemiş. Pucuçalların hepsi ayağa kalkmış ve hep bir ağızdan, “Biz, pucuçal değil halkız!”

Hükümdar etrafına baktığında herkesin yüzünü büyük bir korku kapladığını görmüş ve aslında ne kadar az insanın onun çevresinde kaldığını anlamış. Güçsüzlük düşüncesi damarlarına işlemiş. Bu düşünce sonun başlangıcıymış.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir