Şarklı Olmak

Dilde sadeleşme akımı başlayıp ta başını Nurullah Ataç’ın çektiği bir grup aydın Türkçe olmayan kelimelerin yerine yeni kelimeler üretmeye Kemal Tahir’in deyimiyle uydurmaya başlayınca, karşıt düşüncede olan Kemal Tahir’de dil üzerine okumalar yapmaya başlar. Başta Fransız ve Alman dilbilimcilerin kitaplarını inceler ve bir süre dil üzerine yazılar yayımlar.  Bir süre sonra tartışmaların dışına kendini atıp şu tespiti yapar:

“Ne çare ki ben de şarklıyım. İki kitap okur okumaz kendimi dil üzerinde allame kesilmiş zannettim. Hâlbuki vazifem bir Türk entelektüeli olarak güncel meselelerden haberdar olmaktır. Bu da her entelektüel için her sahada bir vazifedir ve imkânsız bir şey de sayılmaz.”

cehaletŞarklı olmayı ise şöyle açıklar: “Şarklılık belası bir coğrafi terimle izah edilemez. Bu bir dünya görüşü, bir oluş, bir sosyal muhit illetidir. Başlıca alameti de ilme, ihtisasa, metodlu çalışarak bir şeyler öğrenmek zaruretine kulak asmamaktır. Yani keskin kurnazlığı zekâ ile karıştırmak, daha da beteri kurnazlığı her zaman zekâdan üstün tutmak.”

Şarklı olmanın genel özelliklerini ise şöyle sıralar: “ En basit bir şey öğrendik mi, o şeyde derhal âlim oluyoruz. Bizden başkası bilmiyor, bizden başkası bunu düşünüp bulamaz, bir yerde okuyamaz sanıyoruz. Bizim bilgiye, ihtisasa metelik vermememiz; her şeyi biliyor, iri kıyım laflarla her leyin üstesinden geliyor zannetmemiz ancak şarklılıkla açıklanabilir.”

Aradan geçen yetmiş yıl sonrasında da çok bir şey değişmedi. Hala, herkesin her şeyi bildiği bir memlekette yaşıyoruz. Üniversite hocalarından, kahvehane ahalisine kadar hemen herkes konuştuğu her işte uzman. Marks bilmeden Marksist, Lenin okumadan kömünist, dokuz ışık bilmeden ülkücü, , Nutuk okumadan Atatürkçü, Kuran-ı Kerim’i anlamadan islamcıyız. Tam şarklıyız yani Kemal Tahir’in deyimiyle.

jetfadılGeçmiş günlerde evrim teorisinin tartışıldığı bir programda, bir tarih profesörü kendi alanı dışında kalmasına rağmen evrim teorisi ile ilgili tüm kaynakları, antropoloji dersi vereceği için, bir ayda “yalayıp yuttuğunu” söylemişti. Tam olarak öyle dedi, yalayıp yuttum.

Karşısında oturan ve biyoloji öğretim üyesi olan diğer konuk ise sustu, sadece sustu. Çünkü belki de kırk yılını harcadığı ve hala bitiremediği ve de ömrü yettiğince de bitiremeyeceği literatürü bir ayda yutan bir profesör vardı karşısında. Alanı farklıydı ama öylesine vurgulu söylemişti ki o sözleri, gözlerindeki özgüven tam da Kemal Tahir’in tarif ettiği özgüvene benziyordu: Şarklı özgüveni.

Şarklı bir özgüven sahibiyle karşı karşıyaysanız, düşüncelerinizin karşı tarafta yankılanma şansı hemen hemen yoktur. Hele isminin önünde uzuuuun ön sıfatlar varsa hiç yoktur…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir