İdealist Bir Suikastçı Portresi: Ziya Hurşit

ZiyahursitRize’nin Hemşin Bucağı “Molla Veysi” köyünden Kadı Mehmet Hurşit’in oğluydu. Almanya’da deniz araçları yapım mühendisliği okumuş; yurda dönünce de Lazistan Mebusu olark ilk TBMM’de görev almıştı. Birinci grup olan Müdafa-i Hukuk grubuna muhalefet eden “ikinci grup”ta yer almıştı. İkinci grubun liderlerinden Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’in, Mustafa Kemal’in muhafız tabur komutanı milis Yarbay Topal Osman tarafından öldürülmesi üzerine, cinayetin Mustafa Kemal tarafından işletildiğine inanmış ve kendisine kin bağlamıştı.

( Ali Şükrü Bey, Topal Osman tarafından boğularak öldürülmüştür. Cinayetin faili belli olduktan sonra Topal Osman’ın Giresun alayı ile hükümet kuvvetleri arasında çatışma yaşanmış, Topal Osman bu çatışmada öldürülmüştür. Daha sonradan cesedi Ulus meydanında asılmıştır.)

15 Haziran’da İzmir’de Atatürk’e  suikast hazırlığında da çete reisi Ziya Hurşit’in ta kendisidir.  Giritli Şevki’nin ihbarı üzerine ilk yakalanan da O Olur. Gaffarzade Oteli’nde yatağının altına sakladığı tabanca ve bombaları kendi gösterip, direnmeden teslim olmuştur.

Mustafa Kemal 16 Haziran akşamı İzmir’e gelir ve Ziya Hurşit ile baş başa görüşmek istediğini söyler. Ziya Hurşit’i Gazi’nin kaldığı Naim Palas Oteli’ne getirirler.

Ziya Hurşit, Yozgat İstiklal Mahkemesinde görev yapmış mebuslardan biridir. Bunca yakınlığa rağmen suikast işine niçin girdiğini sorar, Gazi. Ziya Hurşit; “ Öyle, doğrudur. Suikast yapmaya geldim. Ama başaramadık.” der. Bunun üzerine Gazi: “ senden hiç beklemezdim” diye ekler. Bunun üzerine Ziya Hurşit: “ Dünya beklenmedik şeylerle doludur paşam” diye cevap verir.

Ertesi gün Ziya Hurşit tekrar Gazi ile görüşmek istediğini bildirir. İkinci gün kendisine olanı biteni açıklığıyla anlatır: “Ben yenilik ve Cumhuriyet aleyhinde değilim. Yalnız yurtseverliğin belli kişilerin tekeline alınmasına karşıyım. Evet, suikastı İzmit mebusu Şükrü ve eski Ankara valisi Abdülkadir ile tasarladık…”

izmir suikastiZiya Hurşit, tüm yargılamalar boyunca suikastın tüm detaylarını olduğu gibi ve ayrıntılarıyla anlatır. Silahları ve bombaları nasıl bulduklarını, tetikçiler ile İzmir’e nasıl gittiklerini, suikastın yerinin seçimini etraflıca mahkeme heyetine anlatır. Sonuçta idam cezasını alacağını bildiği mahkeme gerçekleşirken 34 yaşındadır. Kardeşi Faik Bey de Ordu milletvekilidir ve kendisini daha önceden tasarladığı bir başka suikast girişiminden vazgeçirmiştir.

Oldukça soğukkanlıdır. Yaptığı hiçbir şeyi saklamaz. Duruşmalar devam ederken, suikastın diğer planlayıcılarından Şükrü Bey, Ziya Hurşit’in yalan söylediğini ve dahası eski Ankara valisi Abdülkadir tarafından kandırıldığını beyan eder ve suçsuzluğunu savunur. Bunun üzerine söz alan Ziya Hurşit, tetikçileri Şükrü Bey ile kendisinin tanıştırdığını ve gerekli parayı da kendisinden aldığını anlatır.

İdam kararının yüzüne okunup, infazın gerçekleşeceği günün sabahı Ziya Hurşit, ağır ağır giyinir. İpek mendilini düzeltir ve yüzüne kolonya sürerek müdürün odasına gider. Kararı ayak ayaküstüne atarak dinler ve bittikten sonra: “ hepsi bu kadar mı, başka bir şey yok mu” diye sorar. Müdürün odasından çıkarken cebinden çıkardığı 200 lirayı müdüre uzatır ve “bunu ağabeyim Faik’e verin; şerefime uygun bir mezar taşı diktirsin. Müdür bey, vasiyetimi yerine getirmezsen bak karışmam, öbür dünyada iki elim yakandadır. Sana orda suikast yaparım ha, hem de elimden kurtulamazsın” der.

Ziya Hurşit suikastin yapılacağı yere götürülür, infaz orada gerçekleşecektir. İdam sehpasının önünde etrafa şöyle bağırır:

“ ben zaten sizden başka bir şey beklemiyordum, elinizden yalnızca bu gelir. Ama bu da zevk. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa namusuyla ölmek daha hayırlıdır. Zahmet buyurmayın, ben kendi işimi kendim görürüm. “

Tam cellâdın ipi boğazına geçireceği sırada mahkeme başkanı Kılıç Ali’yi gören Ziya Hurşit, kendisine “ aman beyim, zaman geçiyor” diye çıkışan cellâdına da gülerek:

“ Acelen ne be kuzum? Telaş etme, ölecek olan ben değil miyim? Gidiyorum işte. Dünya sana kalacak, merak etme. Beş dakika sonra öbür tarafta soyuna, sopuna kavuşacağım. Mektubun falan varsa götüreyim. Ahrete mektup gönderecek yok mu?” diye takılır.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir