Sonunda Hep İyilerin Kazandığı Bir Masal: Arif V 216

Onun var, ne olur benim de olsun” imrenme cümlesidir, yoklukta değil varlıkta birleşme içerir, iyi niyetlidir, naiftir.

Benim var ama onun niye olsun ki” kıskançlıktır. Zorluklarla elde edilen değerlerin olduğundan daha fazla anlam yüklenilmesiyle ortaya çıkar, adalet ve merhamet duygusundan yoksundur, hırpalar, yorar.

Benim yok, onun da olmasın” ise hased içerir. Kendisinde olmayanın başkasında da olmamasını ister, yoklukta eşitlemek ister. Zarar verir.”

arifArif V 216’yı izledikten sonra filme yapılan saldırılara bakınca, bazılarının ne kadar haset yüklü olduklarını düşündüm. Seyirciler açısından sorun yok elbette, sinema izleyicisi beğenip beğenmemekte sonuna kadar serbest ve de haklı. Ancak elinde büyük kitlelere ulaşma imkanı olan kimi yazarların, eleştirmenlerin, sinemacıların, akademisyenlerin tavırları filmi adeta yok etmeye yönelik.

Kimi termik santrallerin kurulmasında bilirkişilik yapıp onay verdikten sonra filmde sigara içildiği için mahkemelere koşan akademisyenler var mesela. Sebep, izleyenlere kötü örnek olmaları. İyi de film baştan sona “insandan ümidi kesmemek” üzerine kurulu be hocam. Hırsın, hasedin, hilebazlığın, üçkağıtçılığın, dünya malına tamah etmenin ne kadar zarar vereceği de anlatılmış, onu örnek alsın izleyenler olmaz mı?

Oğul Kerem Alışık’ın babasına o son bakışı, helallik isteyişi sizin de gırtlağınızda kocaman bir yumru bırakmadı mı? O an göz pınarlarınıza anlık bir hücum hissetmediniz mi?

Mesela, Altmışlı yılları anlatan bir film için, koca İstanbul’da dış çekim yapılabilecek hiçbir yer kalmamış olması daha can yakıcı değil mi hocam?

Arif-V-216-Zafer-Algöz-Ozan-Güven-600x332Hayatın anlamını sadece tüketmekte görenler için elbette kötüydü film. Berbattı. Yemeklerini yemeden önce sosyal paylaşım sitelerinde paylaşanlar için çekilmez iki saatti gerçekten. Bahçesinde muntazaman kesilen çimlerin arasına döktürdüğü beton yoldan evine girip, orman manzarasını kapattırdığı için evinin önündeki ağaçları kestirenler için rezaletti film, tam bir zaman kaybıydı.

Oysa kötü karakterlerin bile karikatürize edildiği bir masal vardı izleyicinin karşısında. Amaç, İyi insanların sadece eski Yeşilçam filmlerinde kalmadığına ikna etmekti seyirciyi belki de. Umutsuzluğun, kutuplaşmanın, toplumsal yarılmanın doruklarda olduğu günümüz izleyicisinin önüne bir geçmiş aynası kondu aslında. Biz bir zamanlar aslında böyleymişiz dedirtmek içindi film belkide. Sadri Alışık, Zeki Müren, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Ajda Pekkan, Filiz Akın sadece birer sinema figürü değildi. Aşkın, saf sevginin, naifliğin, nezaketin, karşılıksız iyiliğin, cesurluğun, düşenin yanında olmanın, zalimin karşısında durmanın ortak sesiydiler aslında. 5.5 inçlik dünyalarımızda unuttuğumuz şeyleri hatırlatmak istemiştiler belki de.

arif-v-216-film-zeki-muren-ajdaHerkesin 15 dakikalığına meşhur olacağı bir meşhuriyet çağı için fazla naif bir filmdi kabul etmek gerekir. Biraz daha para için yapılmayacak kötülüğün kalmadığı, yaşlı insanların üç-beş kuruş için öldüresiye dövüldüğü, emekli kuyruklarında bekleyen insanları dolandırmak için kılıktan kılığa girildiği, telefonda dolandırılmamak için tanınmayan numaraları açmaya cesaret edilemediği bu dönem için fazla masalsıydı, kabul etmek gerekir. Hemen herkesin farklı mekanlarda saatlerce içine gömüldüğü android tabanlı dijital dünya için, filmin sonu biraz basit kaldı, kabul etmeliyiz…

Siz yine de gülümseyen bir yüzle sinema salonundan çıkarken, “her şeye rağmen insanlardan ümit kesmemek lazım” demek isterseniz, mutlaka gidip Arif V 216’yı izleyin derim…

 

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir