Taşeronluk: Devletin, Babalıktan Patronluğa Evrimleşme Süreci

Mesele aslında oldukça basit. Bir hizmet sunmak için ihaleye giriyorsun. Belirtilen işi istenilen sürede ve kalitede en ucuza yapacağını taahhüt edip, aldığın işi, kârından belirli oranda feragat ederek başkasına devrediyorsun. Böylece elini işe sürmeden, zahmete girmeden sermayenin üzerine sermeye ekliyorsun. İşte kısaca ve en açık şekilde taşeronluk sistemi bu!

Aslında belirli oranda sermayesi olana kârlı bir iş kapısı. Özellikle sanayi ve hizmet alanında çalışan çok sayıda taşeron işçi olduğunu hepimiz biliyoruz. Şimdi 657 sayılı devlet memurluğu hakkındaki kanunda değişikliğe gidilerek taşeronluk sisteminin kamuda da önünün açılacağı anlaşılıyor.

Her ne kadar devlet açısından, sosyal güvence bedeli ödemeden, ucuz iş gücü olarak kamudaki maliyetlerin azalması anlamına gelse de bu anlayış aslında devletin ‘babalık’tan çıkıp, ‘patronluğa’ terfi ettiğinin bir yansıması adeta!

Ancak bu patronluk, ‘Hulusi Kentmen’ tarzı Yeşilçamvari bir babacan patronluktan çok, “ işime yaramayan babam olsa, atarım” diyen yeni nesil Holywoodvari  holding patronluğu anlayışına sahip.

Özelleştirmelerle başlayan patronlaşma sürecinde devlet önce elindeki fabrikalardan kurtuldu. Böylece hem maaş vermekten hem de sosyal güvence bedellerinden sıyrıldı. Sonra kârı ne kadar çok olursa olsun, enerjiden-iletişime kadar elinde olan ağır sanayiyi ve büyük şirketleri içindeki çalışanlarıyla beraber sattı. Ardından ‘tam gün yasası’ gibi yasalarla,  özel sağlık sigortasının ve hastanelerin yaygınlaşmasını teşvik etti. Yani ABD’de uygulanan sistemin yürürlüğe konması için gerekli adımlar bir bir atıldı.

Artık son aşamalardan biri olan memur statüsünün değiştirilmesiyle ve belki çok yakında okulların ve eğitimin de belediyelere bağlanması süreciyle, önemli bir yükten daha kurtulunmanın hesapları yapılıyor.

Tıpkı bir hastanedeki temizlik işlerinde çalışan taşeron bir işçi gibi, taşeron öğretmen (ki ücretli öğretmenlikle aynı şey), taşeron doktor, taşeron hemşire ve özel güvenlik yeterince gelişince taşeron güvenlik( Black Water gibi) görevlisiyle karşılaşmamız artık an meselesi.

Ama benim bir önerim var. Madem bu sisteme geçilecek, önce vekillikte nasıl oluyor, onu deneyelim. Zaten, aslolan millet- vekiller temsilci değil mi?

Taşeron vekillik uygulamasına geçelim, seçilen vekiller, maaşlarının belirli bir bölümünden feragat etsinler, hatta taşeron olarak meclis ihalesini kazanan vekillerin maaşları yine bizden kesilsin, bu sistemi bir deneyelim. Eğer bu taşeron vekiller, asıllarından daha iyi parmak kaldırıp indirebiliyorlarsa! hep beraber meydanlara çıkalım ve haykıralım:

Taşeronluğa evet! Yaşasın patron devlet! Elveda devlet baba!

Ve Şeyh Edebali’nin sözlerini kitaplardan silelim ya da değiştirelim: “ İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözünü, “taşeronu iyi seç ki, devlet daha çok kazansın” diye düzeltelim. Düzeltelim ki çağın gerisinde kalmasın, demokratikleşsin, globalleşsin, liberalleşsin, küreselleşsin, evrenselleşsin…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir