Haneke Okumaları 3: Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası

Hey, modern insan! Sana diyorum sana! Kafanı kaldırıp çevrene bakar mısın? Çevrende neler olup bitiyor?

Az önce yanından geçtiğin yakışıklı adam ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Şimdi yanından geçen siyah elbiseli kadın panik atak ve bir an önce evine gitmek istiyor.

Şu bankta oturan saçları ağarmış, omuzları çökmüş, yüzüne yılların yükü sinmiş yaşlı adamın çocukları yanına hiç gelmiyor. Çocukları neyse de torunlarını görememek onu çok ama çok üzüyor.

Yaşlı adamın oturduğu bankın yanında oturan mavi bir mini kot giymiş diri kadının bacaklarına bakıp iç çeksen de o diri kadının içi yeryüzünde olan savaşlarla, afetlerle ölen insanlara en çok da çocuklara içi yanıyor.

Karşıdan gelen asık suratlı, füme takım elbiseli adam özel bir şirkette başarılı bir genel müdür ama eşi ile arası kötü.

Onun arkasından gelen balık etli kadın eski bir sporcu.

Onun arkasından gelen…

Onun arkasından gelen…

***

Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası afişModern toplumun en önemli sorunu iletişimsizliktir. Birbirimizden ne kadar kopuk ve bihaber yaşıyoruz. Modern toplum aygıtları bize evrenin büyüklüğünü her gün ispatlasa da aynı zamanda bu aygıtlar dünyayı küresel bir köy haline getirmiştir. Bu iletişimsizlik deryasında bizlerin küresel köy haline gelen dünyada her an birbirimizle aynı ortamda bulunma ihtimalimiz var. Birbirimizden bihaber olsak da kaderimiz bir yerde birleşiyor. Belki bir pazarda, belki bir AVM’de, belki bir bankada, belki de bir parkta ya da bir stadyumda.

Michael Haneke “Fragmente einer Chronologie des Zufalls” yani “Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası” ismini verdiği 71 sahneden oluşan filminde birbirinden bihaber yaşayan modern toplumdaki insanların kaderlerinin bir bankada kesişmesini anlatıyor.

Kim mi var bu filmde? Mülteci sorununu kendine dert eden bir aile ve mülteci çocuk, eski bir masa tenisçi adam, üniversite öğrencileri, banka güvenlik görevlisi, banka memuru olan bir kadın ve müşteri gibi davrandığı babası, bu satırları okuyan sen ya da ben; hepimiz. Kahramanlar sıradan insanlar.

Michael Haneke, sıradan insanların gündelik hayatlarını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor ilk önce. Sonra bu insanların kaderini bir bankada kesiştiriyor. Ve küçücük bir huzursuzluğun büyük bir faciaya nasıl yol açtığına acı bir şekilde tanık oluyoruz. Bu tanıklık bize -bildiğimiz ama her zaman unutmaya çalışıp yaşamımıza devam ettiğimiz- modern toplumda şiddetin kol gezdiği gerçeğini yüzümüze vuruyor.

Ayrıca mülteci sorununa, aile içi iletişimsizliğe, bireyler arası iletişimsizliğe, yalnızlığa da değiniyor Haneke. Derdi bizi huzursuz etmek. O zaten “huzursuz ruhların sözcüsü” değil miydi? Ali Şeriati ne diyordu? “Sizi rahatsız etmeye geldim!” Böyle rahatsızlık, böyle huzursuzluk ne de güzel!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir