Tiyatro ve Dünya Tiyatrolar Günü

“Tiyatro, toplum kültürünün aynasıdır.” denmiştir. Sahnede canlandırılan olaylara baktığımızda hayattan bir kesit görürüz hep. Onun için tiyatroyu ” İnsanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.” şeklinde açıklayabiliriz.

Tiyatronun doğuşu ile ilgili çeşitli açıklamalar vardır. Mesela Metin And, tiyatronun doğuşunda insanların iç güdülerinin ve korkularının etkili olduğunu belirtmiş; Özdemir Nutku ise ilkel insanın taklit yolu ile tiyatroyu ortaya çıkardığını savunmuştur.

Her ne olursa olsun tiyatro, hayatın bir kesitini sahneye aktarmakla olur. Onun için toplumlar ne ise tiyatroda canlandırılan oyunlar da o doğrultuda olur.

Bu kısacık girişi yaptıktan sonra sanırım bugünün öneminden bahsetmek gerekir: Bugün 27 Mart. Yani Dünya Tiyatrolar Günü. Peki, niçin böyle bir gün kutlanmak istenmiş? 1948’de kurulan Uluslararası Tiyatrolar Birliği 1961’de aldığı bir kararla “sahne sanatları bağlamında dünya çapında bilgi ve uygulama alışverişini arttırmak, gelişim sürecinde sanatsal yaratıcılığın ve üretimin gerekliliği konusunda toplumsal bilinci uyandırmak, insanlar arasındaki barış ve dostluğun sağlanması ve artmasını gerçekleştirmek adına karşılıklı anlayışı geliştirmek, UNESCO’nun hedeflerine ulaşmasına katkıda bulunmak” amacıyla bugünü Dünya Tiyatrolar Günü olarak ilan etmiştir. Her yıl bu günde ülkelerin sanat ve tiyatro insanlarınca hazırlanan bildiriler oyunlardan önce okunur, yine bugün tiyatro gösterimleri ücretsiz olarak yapılır.

Ülkemizde ilk Dünya Tiyatrolar Günü bildirisini yaşamına Türk tiyatrosuna adamış olan Muhsin Ertuğrul yazmıştır.

Hayatınızda hep tiyatronun olması dileklerimizle “Tiyatrolar Günü”nüzü kutlarım.

Bugün için ise size son olarak “Dünya Tiyatrolar Günü Ulusal Bildirisi”ni hazırlayan Brett Bailey’in yazmış olduğu bildiriyi sunacağım:

27 Mart Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi

Bastırılması olanaksız Gösteri Ruhu insanların toplandığı her yerde açığa çıkar.

Ufacık köylerin ağaçları altında, küresel metropollerin yüksek teknik donanımlı sahnelerinde; okul salonlarında ve tarlalarda ve tapınaklarda; kenar mahallelerde, kent meydanlarında, toplantı merkezlerinde ve yoksul bölgelerin bodrum katlarında insanlar türümüzün karmaşıklığını, çeşitliliğini, kırılganlığını kanlı canlı varlıklarıyla, nefesleriyle, sesleriyle dile getirerek sohbet etmek için yarattığımız kısacık ömürlü tiyatro dünyalarında birbirlerine sokulurlar.

Toplanmamızın hedefi ağlamak ve anımsamaktır; gülmek ve düşüncelere dalmaktır; öğrenmek ve onaylamak ve hayal etmektir. Teknik hünerlere şaşıp kalmak, tanrıları canlandırmaktır. Güzellik ve şefkat ve canavarlık yaratma gücümüz karşısında hayranlıktan hep birlikte soluksuz kalmaktır. Oralarda enerjimizi artırmak ve daha da güçlenmek için toplanırız. Değişik kültürlerimizin zenginliğini kutlamak, bizi bölen sınır çizgilerini eritmek için.

Bastırılması olanaksız Gösteri Ruhu insanların toplandığı her yerde açığa çıkar. Ortak özelliklerden kaynaklanır, değişik geleneklerimizin maskelerini takınır, kılıklarına bürünür. Dillerimizi ve ahenklerimizi ve el hareketlerimizi hizmetine alır, topluluğumuzun ortasında bir ortak boşluk yaratır.

Ve bizler, o kadim ruhla işbirliği yapan sanatçılar, onu kalplerimize, düşüncelerimize ve gövdelerimize sindirerek benimsemek zorunda kaldığımızı hissederiz. Öylece gerçeklerimizi bütün olağanlıkları ve pırıl pırıl gizemleriyle açığa vurmuş oluruz.
Gelin görün ki şu çağda milyonlarca insan hayatta kalmak için çabalamakta, baskıcı düzenlerin ve yırtıcı kapitalizmin pençesinde acı çekmekte, çatışmalar ve cefalardan kaçışmakta; özel yaşantımıza gizli servisler burunlarını sokmakta ve sözlerimiz mahremliğe saygısız hükümetlerce sansürlenmekte; ormanlar bitirilmekte, canlı türleri yok edilmekte, okyanuslar zehirlenmekte; açığa vurmak zorunda kalacağımız ne var ki?

Bu dünyada güçler eşit değil. Değişik egemenlik düzenleri tek ulusun, tek ırkın, tek cinsin, tek cinsel tercihin, tek dinin, tek ideolojinin, tek kültürel çerçevenin ötekilere üstün olduğuna hepimizi inandırma çabasında. Böyle bir dünyada sanatlarla toplum gündemleri arasındaki bağların koparılması için direnmek gerçekten savunulabilir bir tutum mudur?

Bizler, arenaların ve sahnelerin sanatçıları, piyasanın kendi işine gelen siparişlerine uymakta mıyız? Yoksa elimizdeki gücü sağlamca kavrayarak toplumun kalbinde ve kafasında temiz bir yer açıyor, insanları çevremizde topluyor, onları esinliyor, büyülüyor, bilgilendiriyor, öylece bir umut ve açık yürekli işbirliği dünyası yaratıyor muyuz?

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir