Türk Dil Bayramı

Hangimiz biliyoruz ki bugünün “Dil Bayramı” olduğunu? Hangimiz önem veriyoruz ki bugüne. Belki bütün sözlerimize, yakınmalarımıza rağmen biz bile unutuyoruz çoğu zaman, hatırlamıyoruz bugünü. Anlatmıyoruz çevremizdekilere bugünün önemini. Dilimiz, kimliğimiz kan ağlıyor. Bunda sen, ben, hepimiz suçluyuz.

Milli Kurtuluş Savaşı yedi düvele karşı üstün bir başarı ile verildikten sonra Atatürk ve arkadaşları ülkemizin yarınlarının mutluluğu için çalışmalarına başlamış ve her zaman eğitim, tarih, dil çalışmalarına önem vermiştir. Nitekim Kurtuluş Savaşı’ndan sonra dil alanında çalışmalara başlanmış ve ilk önce 1 Kasım 1928’de “Harf İnkılâbı” yapılmış, yoğun bir çalışma ile okuryazar oranımız kısa sürede yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.

dil bayramıUlu Önder Mustafa Kemal Atatürk,  millileşme sürecinde dilimizin de milli bir kimlik kazanması gerektiğini düşünüyordu. Bu düşünceden hareketle 11 Temmuz 1932 gecesi arkadaşları ile yaptığı bir sohbette “Dil işlerini düşünmek vakti gelmiştir. Ne dersiniz?” diye sorar. Dil işlerinin vaktinin geldiğini de aynı şekilde düşünen arkadaşları bu düşünceye destek verir ve Türk Tarih Kurumuna kardeş bir kurum olacak Türk Dil Kurumunun kurulmasına karar verirler. Ruşen Eşref, Yakup Kadri gibi dönemin önde gelen edipleri ertesi gün İçişleri Bakanlığına başvurarak Türk Dil Kurumunun kurulmasını sağlarlar. Bu kurum kurulduktan sonra çalışmalarına başlar. Ayrıca Birinci Türk Dil Kurultayı’nın hazırlıklarını sürdürürler. 26 Eylül 1932’de, İstanbul Dolmabahçe Sarayının Muayede (Bayramlaşma) Salonu’nda Birinci Türk Dil Kurultay’ı toplanır. Bu Kurultay’da bilim adamları, yazarlar, şairler, gazeteciler, öğretmenler, Türkçemizi en saf şekilde konuştuğuna inanılan köylülerimiz yerlerini alırlar ve Kurultay’ın açılışına 3000 kişi tanıklık eder. Büyük bir coşku ve onur vardır Kurultay’da. İşte bu yaşanılan coşkunun gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak için Halit Fahri Ozansoy, Kurultay’a 26 Eylül’ün “Dil Bayramı” olarak kutlanması yönünde verdiği önerge oy birliği ile kabul edilir. O günden sonra 26 Eylülleri “Dil Bayramı” olarak kutlarız.

12Peki, o günün coşkusundan eser var mıdır bizlerde? Toplumun aydınlık yüzleri olan bizlerde bu coşku yoksa insanlarımızda nasıl olsun? 26 Eylülleri unutmamız gerekir. Türkçemizi korumak, kollamak hepimizin görevidir. Ne yazık ki önceki bir yazımızda (bkz. Dilimiz Kimliğimizdir”) da belirttiğimiz gibi son yıllarda dilimiz kirlenmektedir. Buna hepimiz dur demeliyiz. Türkçesi varken gereksiz yabancı kelimeleri kullanmak hem dilimize hem de Türk kimliğine verdiğimiz en büyük zarardır. Milletleri kendi kimliklerinden uzaklaştırmak için her zaman dil üzerine oyunlar oynar sömürgen devletler. Bu devletlerin oyunlarına gelmemeli dilimize her zamankinden daha fazla sahip çıkmalıyız. 26 Eylül 1932’de yaşanan duyguları hepimizin bugün ve her gün içimizde yaşatmalıyız.

Dil o kadar mühim bir konudur ki bunu daha 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmet Bey görmüş ve bir ferman yayımlayarak şöyle demiştir: “Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka bir dil kullanılmayacaktır.” Biz de her yerde ve her zaman Türkçe konuşmalı, özentiden uzak durmalıyız.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir