Türk Televizyon İzleyicisinin Dizilerle İmtihanı

İlk başta, ben dizileri izlemem ya da izleyenleri hiç anlayamıyorum tarzı yaklaşımları reddederek söze girmek isterim. Ancak kabul edelim ki dizi izleyin demek çok da tavsiye edilebilecek bir faaliyet değil ama  madem izliyoruz o zaman seçici olalım diyenlerdenim.

Genel olarak dizilere baktığımızda daha doğrusu evinde reyting cihazı olanları ekranlara kilitleyen dizilere baktığımızda; alt yapılarının cinsel içeriklerle dolu olduğunu ve fakat bu içeriğin de açıktan verilemediğini görüyoruz. Aile içi çarpık ilişkilerin, tecavüzlerin, mafyalığın, kabadayılığın, toprak ağalığının, namus cinayetlerinin ve aklınıza gelecek her türlü toplumsal güve unsuru olabilecek konunun işleniyor. Reyting rekorları kıran Muhteşem Yüzyıl isimli dizide Kanuni’nin Macaristan Seferi’ni hatırlayanlar mı çoktur, yoksa Hürrem’le yaşanan harem maceralarını mı?

7 şubat dizisi

Tenkit için söylemiyorum elbette ama bir tespit yapmak istiyorum. Toplum olarak yasak ya da cıs dediğimiz ne kadar kavram varsa, ekranlardan bir bir bize sunuluyor. Topluca ırzına geçilen Fatmagül’ün durumuna üzülenlerle, 13 yaşındaki N.Ç’nin gerçek hayatta ırzına geçenler aynı toplumun parçaları değil mi?

Deli Yürekle başlayan ve Polat Alemdar ile devam eden gözü kara idollerimiz ise tam olarak zıt kutupları temsil ediyorlar. Bakın dizilere nerdeyse hiç kadın yok. Olanlar da erkekleşen türden. İdealize edilmiş ilişkiler çerçevesinde, insan canı alırken tereddüt etmeyen kahramanlarımız nişanlılarının ellerini tutmayı bile ar sayıyorlar kendilerine. Magazin haberlerinde ayrılıp tekrar tekrar birleştikleri sevgilileriyle gece kulüplerinden çıkarken verilen pozları hesaba katmazsak tabi ki!

polat alemdar

Tüm bu ekran şovlarını haytalarında yaşamaya çalışan insanlarımız yok mu peki? Hayır mı dediniz? Kurtlar Vadisi dizisinde ölen Çakır için gıyabında cenaze namazı kılındığını duymadınız herhalde!Ya da film çekimi için Büyükada’ya giden film ekibinde tanıdığı oyuncuyu kadına tecavüz eden konak çalışanına nedeni sorulduğunda, izlediği dizilerde ki hayatından etkilendim, dediğini de mi duymadınız?

Nedenleri uzaklarda aramaya gerek yok aslında. Çünkü insanımız izlediği filmde kendini hep kahramanın yerine koyar. 20 kişiyi öldüren Memati’dir O! Ölen yirmi figüranı hatırlamaz bile. Tecavüz eden tarafı seçer hep, diğer tarafın yaşadıklarına dair en ufak bir algısı dahi olamaz. Sarayda hiç yüzünden öldürülen cariyelerin yerine koymaz kendini, hep Hürrem olur. Feriha’nın yakışıklısının kollarında hayal eder kendini, kapıcı dairesinde ömrünü çürütmüş babayı görmek istemez.

hürrem

Aslına bakarsanız bir bakıma da böyle olmalıdır. Bazen kimseye eyvallahı olmadan, önüne gelenin ağzını burnunu dağıtan Behzat olmalıdır, bazen de ağzına kadar cariye dolu hareme girebilen tek erkek olan Kanuni!

Konaklarda hizmetçilerin kahvaltı tabaklarını topladıkları bir evde oturmalıdır, ya da ne iş yaptığı bilinmeden kağıt imzalayarak holding yöneten bir iş kadını.

Yoksa nasıl geçer hayatın bunca ağır yükü. İş yerinden işitilen azar, kocadan yenilen şamarın acısı, babadan gelen okkalı küfrün sancısı nasıl unutulur başa türlü. En azından 1-2 saatliğine tüm bu onur kırıcı durumlardan sıyrılır ruh ve ellerdeki çamaşır suyu kokusuyla bir anda boyut değiştirir ev ve köşke döner, Külkedisi masalı misali. Ancak bu masal daha kısadır ve her hafta tekrarı vardır. Gece karanlıkta yürürken bile korkudan ıslık çalan insanlar birden Polat Alemdar oluverirler, ya da cihan padişahı Kanuni!

Sırf bu yüzden dizilerin sürelerinin kısaltılmasına karşıyım ben. Her ne kadar uyuştursa da beyinleri, daha başka nasıl deşarj ederiz bunca yaşanan eziyetleri söyleyin. Bir başka yöntem bilen varsa ona da açığız!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir