Türkiyem Şairi Dilaver Cebeci

“Baş koymuşum Türkiye’min yoluna

Düzlüğüne, yokuşuna ölürüm

Asırlardır kır atımı suladım

Irmağının akışına ölürüm”

demişti Seyyahı Fakîr Evliya Çelebi yani büyük şair, akademisyen ve yazar Dilaver Cebeci. Bu dizeler gönülden kopup vücuda geldiğinde ne gönüllere ateş düşürdü oy ki oy! Bir volkan oldu gardaşımın yüreğinde, nakış oldu bacımın gül kokulu elinde, türkü oldu Mustafa’mın dilinde. Nice hürriyet sevdalısı yazmak istese de bu dizeleri ancak Türk İslam kültürü ile bezenmiş, Türk’e aşık Dilaver Cebeci yazabilirdi bu koca şiiri.

Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde 1943 yılında doğar Dilaver Cebeci. Ankara İlahiyat Fakültesini bitirir. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde yüksek lisans ve doktorasını tamamlar. Çeşitli kademelerde öğretmenlik yapsa da daha çok Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyeliği yapmıştır.

Geleneğin bütün dokularından beslenen ve aynı zamanda çağının da bütün inceliklerini özümsemiş olan Dilaver Cebeci İslam şuuru ile beslenmiş, Türklük duygusunu, ahlakını damarlarında hissetmiştir.

Dilaver Cebeci kendi düşüncelerini dile getirdiği makalelerinin yanında hikaye, mizahi yazılar ve mensur eserler de kaleme almıştır. Ancak şiirin onun hayatındaki yeri bambaşkadır.

Neler neler yazmıştır büyük şair…

Bazen kör kuyulara atılan Yusuf peygamberin çığlığı olmuştur günümüze dek gelen:

“Eğilin önümde çağdaş güneşler!
Kenanlı yıldızlar varın secdeye!
Issız çöllerde, derin kör kuyularda
Ben görürüm camgöbeği düşleri
Ve ben yorarım sırma şafaklarda,
Bulanık, korkulu düşlerinizi…”

Bazen Türk’e kefen biçenlere karşı Türklerin bir arada olması için birlik çağrısı yapmıştır “Birlik Çağrısı” şiirinde:

“Yağı ‘Hurra!’ deyip hücum edende,
Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?
Yüz bin değer yıkılırken bir günde,
Türk’ün Türk’e küseceği çağ mıdır?”

Bazen İslam ile milliyetçiliğin bağdaşmayacağını beylik kelamlarla anlatmaya çalışan akl-ı evveller için “Kandehar Dağları’nda Sabah Namazı” şiiri ile seslenmiştir Dilaver Cebeci:

“Yönüm kıbleye, kıblem Kâ’be’ye…

İki ak ışık çıkar gözbebeklerimden,

Arza destek olmuş göğsü kaba dağları

Aşar, bir solukta varır Mekke’ye,

Yönüm kıbleye, kıblem Kâ’be’ye”

Ve bazen de içli bir şiirin, destansı aşkın, duygulu söyleyişin nasıl da ifade edilebileceğini hem bugüne, hem yarına damgasını vurarak anlatmış üstat:

“Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım”

Daha nice nice güzel ve değerli şiirleri olan büyük şair Dilaver Cebeci fetihlerin en büyüğü olan 29 Mayıs İstanbul’un fethi gününde Hakka yürüdü. 2008 yılında İstanbul’da ölen büyük şairin, bugün ölümünün üzerinden tam 7 yıl geçti. Bu vesileyle büyük şair Dilaver Cebeci’ye Rabbimden rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir