Üniversite Yılları ve Eylül Romanı Üzerine

üniversite yılları ve eylül romanı üzerine

Şöyle geri dönüp baktığımda bazen neden “Edebiyat” öğretmenliği bölümünü okumadım diye hayıflanırım. Sadece İstanbul sevdamız yüzünden Türkçe öğretmenliği bölümünde okudum. Aldığım puanla rahatlıkla Erzurum ya da KTÜ Edebiyat öğretmenliği bölümüne de gidebiliyordum. Okula başladıktan sonra Edebiyat öğretmenliğinde de okuyan samimi arkadaşlarım vardı. Liseden getirdiğimiz dostluk sebebiyle ara sıra yanlarına gider, akşamları eşsiz edebiyat sohbetleri yapardık. Bizim bölümümüzde çok yoğun edebiyat programı olmasa da kendi kişisel çabalarımla bir şeyler yapmaya çalışırdım. Hiç unutmam, özellikle Çağdaş Türk Edebiyatı derslerinde değerli dostum Engin Akalın’la beraber en ön sıraya geçer Vahap Hoca’mızın derslerini büyük bir ilgiyle takip ederdik. Yusuf Hoca’mızın Yeni Türk Edebiyatı derslerini de ilgiyle dinler, onun ders anlatışından ve onu dinlemekten büyük bir mutluluk duyardım. Akşamları dostlarım, bazen kendi sınıf arkadaşlarından bahseder, onların kofluğunu duyunca iyice içim içimi yerdi.

O günlerden şimdilerde aklımda pek de bir şey kalmadı. Tanzimat Edebiyatı, Servet-i Fünun, Fecr-i Ati, Milli Edebiyat… Sıralayabiliriz… İnsan durmayınca üzerinde bu konuların, her konuda olduğu gibi, uçup gidiyor her şey zamanla.

Koyu Halit Ziyacılar vardı mesela. Arkadaşlarım içinde de vardı. Hala da koyu Halit Ziyacılar vardır. “Aşk-ı Memnu”, “Mai ve Siyah” çok bilinen ve çok okunan romanlarıdır. Öte taraftan bir de Mehmet Rauf vardır. Çok kişi tarafından bilinmese de edebiyatla birazcık haşir neşir olan onun “Eylül” romanını duymuştur.

Ben “Eylül” romanını okuduğumda çok sevmiştim. Aşağı yukarı “Aşk-ı Memnu”yu, “Mai ve Siyah”ı, “Eylül” ile aynı dönemde okudum. Bilmiyorum nedendir “Eylül” beni çok etkilemişti. Şüphesiz “Aşk-ı Memnu” ve “Mai ve Siyah”ı da okurken sevmiştim ama “Eylül” başkaydı. Niçin mi Eylül?

Aslında hem “Aşk-ı Memnu” da hem de “Eylül” de yasak aşk işlenmiştir. İkisinin sonu da acı bitmiştir. Süreyya ve Suat babasının evinde kalmaktadır. Hemen bir not düşeyim: Süreyya erkek, Suat kadındır. Suat’ın kardeşi Hacer, akrabaları olan Necip ile gönül eğlendirmektedir. Babalarının evinde kalmak istemeyen Süreyya ve Suat, evden ayrılmak için çareler aramaktadır. Suat, daha sonraları babasından para yardımı alarak bir yalı kiralarlar. Necip de sık sık onları ziyaret etmektedir. Necip, bu gelişlerde Suat’a aşık olur. Necip, evli bir kadını sevmekten kendini men ederek onların yanından uzaklaşır. Daha sonra tifo hastalığına yakalanır. Hastalık geçtikten sonra yine birbirlerine ziyaretler başlar. Bir eldiven olayı ile birlikte Suat da Necip’in kendisine aşık olduğunu anlar. Suat da Necip’e aşık olur. Bir “eylül” akşamı yalıda yangın çıkar. Suat içeride kalır. Eşi Süreyya cesaret edip içeri giremez. Necip hiç düşünmeden içeri dalar. Ama Necip ve Suat içeride kalarak can verirler.

Bu kitapta beni cezbeden Suat ile Necip’in aşklarını birbirlerine gözleri ile aktarmasıdır. Gözleri ile birbirlerini severler. Değil midir ki gözler, gönlün kapısını açar. Hem Necip hem de Suat gözleri ile birbirlerine söyleyemediklerini söyler. Bir taraftan yasak bir aşkın pişmanlığını duyarken bir taraftan da gözlerine aşklarını yaşamaları için müsaade etmişlerdir. Bu aşkı bence okuyun. Yazmak ile ifade edilmiyor.

Belki bunları da beğenirsin...

Bu yazıya toplam 2 tane yorum yapılmış.

  1. 13 Kasım 2013

    […] önceki yazılarımızın birinde üniversite yıllarımızdan bahsetmiştik. (bk.   http://otekiyuz.com/universite-yillari-ve-eylul-romani-uzerine/ )  O yıllarda edebiyata olan ilgimizden bahsetmiştik. Bazı akşamlar, edebiyat […]

  2. 23 Aralık 2013

    […] olduğumuz bir yazıda “Eylül” romanından bahsetmiştik. (Yazıya ulaşmak için tıklayın.) Bu yazımızda da “Eylül” romanının yazarı Mehmet Rauf’tan […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir