Yalan

Boşluktu…
Dışardaki fırtına yüreğini de dövüyordu.

Sigarasını tutan eli ürkek bir dal gibi sallanıyordu, çakan şimşeklerin hoyrat yansımalarından oluşan aydınlatmalarıyla duvarın üzerinde. Düşüşün son birkaç metresinde takılı kalmıştı hayat. Biliyordu asılı kalınca başına gelecekleri. Birkaç kişinin boşlukta asılı kalmasını izlemişti, cellat altlarındaki tabureyi çektikten birkaç saniye sonra… Birkaç santimlik düşüşler, kırılan kemiklerden çıkan sesler ve boşlukta asılı kalmış bir beden. Onların yerinde olmak istedi bir an. Vücutsuz takılı kaldığı boşluktan çıkmak…

Ne istiyordu böyle? Neden ölümü seçmek istedi, hiçbir zaman bilemedi.

Sigaranın ucundaki kül düşerken usulca açıldı kapı, hafif bir rutubet kokusuyla. Esmer yüzlü bir kadın kapı aralığında. Baktı hiç kaçmayan bakışlarla, duygusuz. Baktı… Az önceki anlarda duvarda siluet oluşturan şimşek gözlerinde parlıyordu. Hafifçe aralanan iki dudak bir anlık titredi.

Kadın: Dışarı çıkacak mısın? ( Hala kapı aralığında durmaya devam ediyordu, elleri arkasında saklıyken ve adam bezgin bir yüz ifadesiyle normalde bakması gereken gözler yerine bu elleri arıyordu.)

Adam: Dışarısı soğuk ve ben çok yorgunum. Biraz daha kendimi yorup uyumayı düşünüyorum. ( Yorgun değildi aslında, korkuyordu. Aradığı elleri görememenin korkusu vardı içinde, tutamayacaktı bir daha. Biliyordu boşluktu.)

Kadın: Peki öyleyse, ben içerdeyim, kitap okuyorum. (Tek bir titreme bile yoktu sesinde. Yalan söylemeyi biliyordu.)

Boşluktu…
Siluetler usulca yerlerine konuldu.

Kapı kapandı. Parmaklarını yakan izmarit kül tablasına bastırılmalıydı yere attı, üzerine bastı. Öyle ya, boşluktaydı. Önem sorunu taşımıyordu hiçbir şey. Ayağa kalktığında basabilmesine şaştı, adımını atarken gülümsüyordu da. Nasılsa biliyordu olduğu yeri, nasılsa biliyordu içerdeki kadının gideceğini. Nasılsa durulmuyordu acı denizi. Nasılsa…

Sıklaştırdığı adımlarla parkasına ilerledi. Salonun açık kapısından bir kez daha içeriye baktı. Ellerini görse, duracaktı. Göremedi. Bir tüyün düşürdüğü sesle kapıyı açtı……

Boşluktu…
43 numara ayakkabılar gri mermeri dövüyordu.

Engin AKALIN

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir