İntihar Süsü Verilen Bir Cinayet Öyküsü: Yarbay Ali Tatar

7 Aralık 2009’da tutuklanmıştır. Suçsuz yere tutuklandığını haykırır ve kolay kolay kimseyle konuşmaz. “ Boğuluyorum burada” der sık sık.

On gün sonra yapılan itiraz sonucu tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Ancak savcı, kaçma şüphesi var diyerek serbest kalmasına itiraz etmiş ve bir gün sonra yakalama kararı çıkarılır.

Yakalama kararını alan görevliler harekete geçerler. Günlerden 18 Aralık’tır. Kapının zili çalar uzun uzun. Gözetleme deliğinden bakınca resmi üniformalı görevlileri görür.

Kapıyı açar açmaz, öndeki görevli yakalama kararını tebliğ eder kendisine. Şaşkındır, çaresizdir. Tahliye ile her şeyin düzeleceğini umuyordur oysa.

“ Evde kimse yok, beni götürürseniz ailemle vedalaşamam. Yarın sabaha kadar müsaade edin” der belli belirsiz. “ Ne istiyorlar benden, onurumu mu? Onlara onurumu teslim etmeyeceğim.”der.

Ertesi gün, tüm ailesi ve çalışma arkadaşları O’nu uğurlamak için evinde toplanmıştır. Cezaevine götürecek araç kapıda beklemektedir. Aile fertleri hazırladıkları çantayla kapıya doğru yönelirler. Ağabeyi, O’nu göremeyince eve yönelir hemen.

O ise ev halkı kapıya doğru yönelmişken, yatak odasına doğru gider. Kararlıdır, bir daha o deliğe girmeyecektir. Gitmemenin yolunu da bulmuştur kendince. Eşi, küçük kızı gelir aklına bir an. Beylik tabancasını alır, hızla banyoya girer.

Gerisini ağabeyinin ağzından dinleyelim:

“ Yalnız kaldığını görüp endişelenince yukarı doğru çıkmaya başladım. Tam banyo kapısına gelmiştim ki “ hepiniz hoşçakalın” cümlesini duydum. Ve ardından o kahredici silah sesi. Kulaklarımda çınlama, çığlıklar… Bağırarak banyoya daldım. Duvardan aşağı doğru sıyrılmış bedenine sarılıyorum…”***

Ağabeyinin kollarında kanlar içinde yaşamına son veren o isim Öğretmen Yarbay Ali TATAR’dır. Adı amirallere suikast iddianamesinde geçtiği için tutuklanmıştı. Ancak ne hazindir ki intiharının ardından kabul edilen iddianamede adı ne sanıklar arasında anılmıştı ne de tanıklar arasında.

En ağırı da ölümünün ardından dalga geçercesine yazılar yazan gazeteci kılıklı kokuşmuş vicdanlı ağızları salyalı kiralık kalemlerin varlığıydı. Ne mi yazmıştılar?

“Ayılanlar bayılanlar, merdivenden kayanlar, yurt içinde ya da yurt dışında kalbi sıkışanlar, mermiye kafa atanlar… Efendiler, hesabı ödemeden nereye? “ (21.01.2009 Engin Ardıç)

Hayatlarını onurları uğruna feda edenlerin gidecekleri yerleri bilemeyiz ancak satılık, onursuz kalemlerin gideceği yer tarihin çöplüğüdür, onu iyi biliyoruz.

18***: Mustafa Önsel, Beşiktaş’ta Sırtlan Pususu, s. 220

 

 

 

 

 

Belki bunları da beğenirsin...

1 Yorum

  1. 13 Şubat 2015

    […] onuru olmayan insanların asla anlamayacağı bir şekilde onuru için yaşamına son veren Yarbay Ali Tatar hakkında “Ali Tatar, Ali Tatar diyorlar!” dedi. Üslubuna baktığımızda küçük […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir