Yazarlar Okullarda Projesinin Gör Dediği

Öğretmen olarak her şeyden önce görevimiz çocukları geleceğe hazırlamaktır. Bunu yaparken çocukları her yönden geliştirecek faaliyetler içinde olmamız gerekir. Bu faaliyetler herkesin anladığı anlamda sadece çocuklarımızın akademik yönden geliştirmek değildir. Çocuklarımızı akademik anlamda geliştirirken kültürel ve sanatsal anlamda da geliştirmemiz gerekir. Bir başka deyişle çocuklarımızın ufuklarını açıcı çalışmalardan yana tavır takınmamız önemlidir. Aksi halde ruhsuz öğretmenler, ruhsuz doktorlar, ruhsuz avukatlar, ruhsuz hakimler, ruhsuz mühendisler, ruhsuz askerler, ruhsuz polisler yetiştirmiş oluruz.

Düşünün bir kere! Çocukluğunuzda çok sevdiğiniz bir çiçeği, uzun yıllar sonra hatırlayıp gördüğünüz ilk çiçekçiden çok sevdiğiniz çiçeğin aynısını alıp evinize getiriyorsunuz. En güzel vazoyu seçip çiçeğinizi evinizin en güzel yerine koyuyorsunuz. Çiçeğinize baktıkça içiniz açılıyor her zaman. Günler günleri kovalıyor ve çiçeğiniz anlayamadığınız bir şekilde solmaya başlıyor. Çiçeğinizi çok sevdiğiniz halde çiçeğiniz hızla solmaya devam ediyor. Çiçeğiniz bir anlamda ruhunu yitiriyor. Çünkü siz çiçeğinizin ruhunu yitirmemesi için gerekli olan suyu ona vermeyi hiç düşünmediniz. İşte, nasıl ki susuz bir çiçeğin ruhu yitip gidecekse öğrencilerimizi sadece akademik becerilerle donatmak onların ruhunun yitip gitmesine sebep olacaktır.

İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü öğrencilerimizin hayal dünyalarını geliştirip yeni ufuklar açmak ve onları ruhsuz bırakmamak adına önceki yıllarda “Yazarlar Okullarda Projesi” başlatmıştı. Bu proje halen devam etmekte. Çoğu okul bunu layıkıyla yapmakta, bu projede gönüllü olan öğretmenler de projenin amacına uygun olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Geçtiğimiz yıllarda bazı aksaklıklar olsa da bu proje yazar – öğrenci buluşması adına önemli anlamları olan çok mühim bir projedir.

Bu proje ile çocuklarımıza okuma kültürü kazandırmak en önemli amaçtır. Bunun yanında çocuklarımıza eleştirel bakış açısı kazandırmak, çocuklarımızın özgüvenlerini artırarak girişimcilik yönlerini pekiştirmek, kendini doğru ve güzel anlatarak okuduğu kitabın yazarına kitapla ilgili sorular sormak, merak ettiklerini açıklamak, bazı öğrenciler için de onların hayallerini gerçekleştirmek vardır.

Her şeyden önce gelen bir yazar, onu dinleyen öğrenciler arasında sadece bir öğrenciyi bile etkileyip onu yazmaya ve okumaya yönlendirse bu yetmez mi? Bir yazarı dinleyen çocuğun ileride yazar koltuğunda oturmayacağını kim iddia edebilir?

Bütün bu güzellikler ortadayken görev yaptığım okulun bulunduğu ilçede bazı okul idarecileri ve öğretmenler -eminim başka ilçelerde de vardır- bu projenin gereksiz olduğuna, yayın evlerinin reklam yaptığına ve işi ticarete döktüklerine dair eleştiriler getirip bu projeyi okullarında uygulamayacağına dair bilgiler bize ulaşmaktadır. Bu güdük, çapsız ve gereksiz değerlendirmeler ancak ve ancak okumanın değerini anlamamış, kitap kokusundan yoksun ve ruhsuz meslektaşlarımızın getirebileceği eleştirilerdir.

Çocuklarını yedirmek için bile reklamlardan yararlanan insanların iş yayın evi ya da kitap reklamlarına gelince alerji ile yaklaşmaları çok tuhaf bir durum ortaya çıkarıyor kanaatindeyim.

Okullarda yapılan çoğu çalışmanın az çok paraya dayandığı gerçeği gün gibi ortadayken iş kitaplara ve yayın evlerine verilen paraya gelince neden gözümüze batmaktadır?

“Ademin hayvaniyeti yemekle, insaniyeti okumakla kaimdir.” demiş Namık Kemal. Çocuklarımıza insaniyet yani ruh aşılamak istiyorsak kitaplara, yayın evlerine verilen parayı dert etmeye gerek yok. Nelere para verilmiyor ki!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir