Yazmak; Klavyeyle ya da Kalemle, İşte Bütün Mesele Bu!

Bilgisayar ekranlarında ve klavyelerde yazı yazamayanlardanım ben. Kalemin ve kâğıdın yerini klavyeler aldı alalı, ne zaman bir şeyler yazmaya kalksam, kendimi, yazı defteriyle kalemin sonsuz ahengine kapılmış halde bulurum. Bu durum da zaman israfı bir nevi. Önce kağıda, sonra bilgisayara, sonra kopyala, yapıştır, hataları düzelt falan derken oldukça zahmetli benim açımdan.

Ancak klavyeyle yazı yazmak, şöyle kocaman kıpkırmızı bir elmayı bıçakla parçalara ayırıp çatalla yemek gibi bence, iştahla ısırıp yemek varken! Bir türlü alışamadım.

Belki de alışkanlıklarını değiştirmekten çekinen, önyargılı ya da yeniliklere açık olmamakla ilgili olabilir bu durum. Bazıları da kullanmayı bilmeyince trip atıyor da diyebilirler. Kim ne derse desin, kolay kolay vazgeçemem ben ne kâğıttan ne de kalemden.

Bilgi hataları olur tabi böyle olunca, ya yanlış hatırlaşmışımdır olanları ya da eksik. Ama onun da çaresi var, bazen yorumlarla hemen yazının altında bazen de nazik hatırlatmalarla düzeltmeler yapılıverir.

Word dosyasında Calibri 11 ile ne kadar duygu verebilirim ki bir yazıya? Ya o çıkan mekanik tuş seslerine ne demeli? Yanlış yazılan kelimelerin altında beliren o cırtlak kırmızının sinir bozukluğunu ise hiç saymıyorum. Yok, çok uzun cümle, yok yüklemsiz tümce. İnsan ne yazacağını dahi unutuyor uyarıları dikkate alırken. Bir anda eski hataları düzeltirken buluveriyorum kendimi yazının tam ortasında. Sonra tekrar yazacaklarını toparla toparlayabilirsen.

Ne kadar zamanımı alırsa alsın uzun bir süre daha, ne yazıldığını bazen kendimin bile okuyamadığı defterime yazmaya devam edeceğim. Aslında böyle demek istememişimin “kalem”cesi olan, üzeri çizilmiş yazılar o eski defterlerde durmaya devam edecek. Belki bir gün yazıları dijital ortama aktaran bir tarayıcı alırım ve ne yazmaktan uzak kalırım ne de teknolojiden…

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir