Seyircisine Zerre Saygı Duymayan “İsimsizler, Söz ve Savaşçı”ya Dair

MagrittePipoBelçikalı ressam Rene Magritte’nin resminin altında yazan yazı şöyledir: “bu bir pipo değildir”. İlk bakışta bir söz oyunu varmış gibi durur. Ancak resmin altındaki açıklama gün kadar açık ve gerçektir. Çünkü o gerçekte bir pipo değildir, sadece resmidir. Tıpkı altta duran yazılar gibi.

Sanatçı gerçeğin kendi perspektifindeki yansımasını sunar bizlere. Bu yüzden ne anlatmak istediğini anlamak da zor iştir, yorucudur. Belli bir emek ister. Ortaya konulan kadar koyanı da tanımak, bilmek ister.

Ama sanatçılar açısından hemen anlaşılmamak pek de kötü bir durum arz etmez. Çünkü kolay elde edilen, bulunan, en üstte duran hem tabiatta hem kalabalıklar arasında değersiz sayılır. Bir “şey” ne kadar gizli ve de özelse o kadar değerli olur. Özel hayat saygı ister misalen, kanunlarla korunur; genel-ev olarak tabir edilen yerlerin durumu malum…

rodinSanatçı da gerçeğin ruhundan süzülen yansımalarını tuvale, kağıda, taşa, mermere, beyaz perdeye aktarırken, bir bilgenin de dediği gibi, afişe etmeden ifşa etmeyi tercih eder çoğu kez. Çünkü en az kendi kadar yaratısının taliplisine de saygı duyar.

Anlaşılmamak bazen bir tercih bazen de bir kaderdir. Heykellerinin çoğu ısmarlayan kişi ya da kurumlar tarafından tamamlanmadığı gerekçesiyle geri gönderilen Rodin gibi. Hangi kategoriye girer bilinmez ama ortada bir gerçek durur: Eksik olan bakıştır dese de bilgeler, çoğu kez bakan göz yapan eli yargılar ve kendini haklı görür.

Mick Davis’in Amadeo Modigliani’yi anlattığı o enfes filmdeki o sahne gibi:

modiglianiModigliani, kızının boynunun gerekenden uzun resmedildiğinden yakınan anneye, fırçalarını ve paletini uzatır ve resme kendisinin devam etmesini söyler. Halbuki beş parasız kalmıştır ve küçük kızı da Yahudiliğinden tiksinen kayınpederi tarafından elinden alınmıştır.

Bir sanat eseri yaratmak kadar yaratıyı anlamlandırmak da bir yetenektir aslında. Hem de çoğu zaman hakkı pek de teslim edilememiş bir yetenek. Tıpkı bedbaht Salieri gibi. Milos Forman imzalı “Amadeus” filminde iki karakter, farklı kimlik ve kişilikleriyle ön plandadır. Biri Mozart, diğeri ise sarayın baş bestecisi olan Salieri. Mozart’ın sahneye koyduğu bir oyunu özel locasından izleyen bedbaht Salieri’nin ruhundan şu cümleler dökülür:

Amadeus-Salieri-Mozart-1024x637− O’na böylesine muhteşem ve tarifi imkansız besteler yapabilme yeteneği bahşedildi Tanrı tarafından. Bana bahşedilen ise bu mükemmel sesleri duymak ve anlamak! hepsi bu!

Bu uzun girizgahtan sonra gelelim asıl meselemize. Yani son dönem ortaya çıkan “özel kuvvetler” temalı sinema filmleri ve dizilere. Kanaatim odur ki söz konusu yapımların ne yapımcılarının ne senaristlerinin ne de yönetmenlerinin ne yaptıkları işe ne de seyircilerine sere saygıları yok!

Ya alelacele kendilerinden istenen projeler vardı ve bir an önce yapmaları gerekiyordu ya da “bu milletin önüne ne koyarsak gider” anlayışı içinde insanlarla dalga geçiyorlar. Hele de internet üzerinden tüm dünyada yayımlanan birbirinden muhteşem projelere ulaşmak bu kadar kolay iken.

Başka türlü bu nobranlığı, bu özensizliği, bu kabalığı nasıl açıklayabiliriz?

Kör göze parmak sokar gibi izleyiciye gri alanlar bırakıp yorumlama şansı bile vermeyen bu yapımları nasıl hak eder bu toplum. Masum, Fi, Behzat Ç, Leyla ile Mecnun, Kardeş Payı gibi nice yüz akı projeler dururken; bu yeni görgüsüzlükleri nerelere koyarız? Terör gibi çok bilinmeyenli bir denklemi “bizim anlattığımız gibi oldu, düşünmeyin, soru sormayın, sadece izleyin” demek ne kadar cüretkâr bir yaklaşımdır.

Şayet amacınız itibarları menfezlere sıkışıp kalan özel kuvvetlerinizi oralardan çıkarmaksa, bu yolla yapılması pek olası görünmüyor, bilin istedim…

 

 

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir