Yeni Salgın: Fikri Kabızlık ve Ağız İshali

Fikri kabızlık, düşünce üretememe ya da başkalarının sözleriyle bilgelik yapma durumu olarak nitelenebilir. Bu kabızlıktan muzdarip olanların en belirgin özellikleri su misali girdikleri her kabın şeklini alabilme becerileridir. Fikirlerden çok kişilere, okumadan çok izlemeye, düşünmeden çok konuşmaya önem verirler. Slogan atmak ve muktedir olandan yana olmak en sevdikleri becerileridir.

Uzun süre bu şekilde yaşayan bireylerde, belirli süre sonra fikri kabızlığın yerini ağız ishali alır. Sürüklendikleri mecraya hızla alışan bireylerin, bu yeni formlarına da alışmaları uzun sürmez. Başkalarının sözleriyle bilgelik yapılan dönemden kendi sözleriyle cahillik etme dönemine geçilir. Geçilen bu dönem ilkine göre daha tehlikelidir. Çünkü bilgelik döneminde edindikleri sloganlarıyla cahilliklerini rahatça örtbas edebilirler.

Tanımlar can sıkıcı olabilir. Örnekler üzerinden giderek toparlayalım. Örneklere geçmeden bir açıklama yapmak lazım. Verilen örneklerde eleştirilen şey politik tercihler değil, politik tercihlerin kurşun askerleri olan sözde okur-yazar ve aydınların iç acıtıcı durumlarıdır.

Dünyanın her yerinde terör, devletler için büyük problemler yaratmıştır. Her devlet kendi bölgesine uygun pratikler geliştirterek bu sorunu çözmeye çalışmıştır. Biz de -en can yakıcı olanı son 40 yıl olmak üzere- son iyi yüz yılımızda pek çok terör olayıyla karşılaşmış bir devlet geleneğinden geliyoruz.

Öncelikle 80’li yıllar vardı, terörün yok sayıldığı, üç-beş çapulcu denilen yıllar. Sonra 90’lar geldi. Askeri tedbirlerin ağırlıklı olduğu koyu mücadeleli dönem. Sonra 2000’ler geldi. Terörist başının ele geçirildiği ve müzakerelerin olduğu yıllar. Sonra” Oslo Süreci” denendi, üçüncü bir devlet gözetiminde devam eden müzakereler. Derken “Çözüm Süreci” denendi, bizzat terörist örgütle karşılıklı müzakere dönemi. Ve bugünlere geldiğimizde askeri tedbirlerin tekrar ağırlıkta olduğu bir önemi yaşıyoruz.

Görüldüğü gibi farklı yöntemler denenmiş. Politik tercihlerdir, uygulayanlar bedelini bir şekilde öderler. Ancak yukarıda bahsedilen fikri kabızlar ve ağız ishalliler hemen her dönemin sloganlarını en önde atmaktan asla geri durmadılar.

Önce “kurşun atan da yiyen de kahramandır” diyenlerin sözleriyle slogan attılar. Sonra en koyu müzakereci olup “Oslocu” oldular. Sonra “analar ağlamasın” dediler, karşı tarafta olanları ‘şehit kanlarıyla beslenenler’ diye en ağır sözlerle itham ederek. Daha dün müzakere yöntemini can hıraş savunan bu tipler şimdi de en koyu milliyetçi söylemlerle “ ya sev ya terk et” noktasını bile aşacak sloganları rahatça seslendirebiliyorlar.

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” diyen Heraklitos yaşasa bunları görse, eminim şunu söylerdi yüzlerine:  yuh be kardeşim, bu kadar da olmaz!

 

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir