Yılmaz Özdil’e Vurmanın Dayanılmaz Cazibesi

Soma için söyledikleriyle hedef tahtasına oturtulan Yılmaz Özdil’i Hürriyet’ten, İstanbul’dan, İzmir’den ve de Türkiye’den kovduk diyelim; Soma’da yaşanan facianın hesabını sormuş olmanın etkisiyle vicdanımız rahatlayacak mı?

Öksüz kalan 432 yavrunun gözyaşlarının vebalinin altından, Özdil’i kovarak kalkmış mı olacağız?

Hal böyleyken, “3-5 Mehmetçik öldü diye meclis açılmaz” diyenlerin hesabını da Özdil’e mi yüklesek acaba?

Ya da yok yere tutuklanmayı gururuna yediremeyip intihar eden subayların ardından ‘mermiye kafa attılar’ diye yazılar döşenen kokuşmuşların sorumluluklarını da Özdil’e keselim gitsin. (Nasılsa göçük altında kalan mühendislere kazaların sorumluluklarını yüklemeye alışmışız.)

Yerde yatan madenciye tekme atarken ayağını inciten müşavirin de suçu yok aslında o da Özdil’in suçu!

Tüm bu olan bitene tek ses çıkarmayanların koro halinde ortak hedefe yönelmeleri ne kadar da samimi değil mi? Ağızlarını köpürte köpürte atılsın, yargılansın, kovulsun diye salya dökenlerin durumları ne kadar da yeni Türkiye’ye özgü değil mi?

Ama yağma yok.

Vicdanlarını kiraya verip, paranın ve gücün taşeronluğunu yapan kalemler; evinin rızkı için hayatını taşeron işçilikle riske atanların acısını ancak banka hesaplarındaki sıfırların sahiplerinin çizdikleri sınır kadar anlarlar. Hep birden hedefe konulan gazetecilere saldırmaları bundandır. ( Şartlı refleks, bknz. Pavlov’un deneyi)

Hiç kimse okumadığı halde, köşelerinde kulaklarına fısıldananları kendi göürüşüymüş gibi döşenenler mi sorgulayacak gazetecilik etiğini, basın özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını!

Hiç boşuna parçalamasınlar kendilerini!

Devirleri, tapındıkları güç sahnede kaldığı sürece devam edecek. Ve o devir kapandığında, bırakın eski yazıları nedeniyle hesap vermelerini, kimse adlarını bile hatırlamayacak.

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir