Yüzün Kızarmadan İzah Et Bakalım!

Amin Maalouf’un “Arapların Gözünden Haçlı Seferleri” adlı kitabı Kadı El-Herevi’nin şu satırlarıyla başlar: “Suriye’deki kardeşlerinize develerin eğerlerinden ve akbabaların kursaklarından başka eğlenecek yer kalmamışken, bir talih eseri sığındığınız bu emniyetli kuytuda zevkisefa sürmeye nasıl cüret edersiniz. Ne çok kan döküldü. Kim bilir kaç genç kız utancından yüzünü elleriyle kapatıyor. Ne çabuk alıştı Arap milleti şerefsizliğe!”

Cuma hutbesinde kendilerine söylenen sözler karşısında başta halife olmak üzere camiyi dolduran halk gözyaşlarına boğulurlar. Fakat namaz bitince herkes günlük işlerine, rutin hayatına döner. Kadı El-Hervi ise büyük bir kızgınlık ve umutsuzlukla Şam’a geri döner eli boş bir şekilde.

Burada kısa bir bölümünü naklettiğimiz kitap; o dönemi yaşayan vakanüvistlerin ağzından ve Arapların gözünden anlatıyor haçlı seferlerini. Aslında genel olarak incelediğimizde ilk gözümüze çarpan olgu, Müslüman Araplar arasındaki bölünmüşlük oluyor. Taht mücadeleleri ve entrikalar o boyutta ki, Frenklerle işbirliği yapıp komşu devletlere birlikte saldıran muhteris şahsiyetler bile var. Bir şehrin ele geçirilmesiyle sağ insan değil canlı bile bırakmayan, her şeyi yağmalayan, tecavüz edenlere karşı kendi kardeşlerini bile iktidar uğruna satanlar var.

Elbette iktidar hırsı ve entrikaları her yerde, her dönemde var. Fakat seferlerde dikkati çeken ikinci nokta ise genel bir duyarsızlık hali. Komşu ülkeye saldıran Frenkler karşısında sessizce sırasını bekleyen ve yardımına koşmayan komşu halklar, kardeşler. İşin garibi o dönem Ortadoğu’sunda kurulan devletlerin çoğu aynı hanedanlardan tarafından yönetiliyor. Yani temelde akrabalar ve her şeyden önemlisi Müslümanlar!

Bugün yaşananlara bakınca aslında dünden pek farklı olmadığını görüyoruz. Eskiden kılıçla, topla saldıran Frenkler şimdi uçakla, füzeyle saldırıyorlar. Değişen tek şey silahlar, zihniyet aynı. Karşı tarafta da pek yeni bir gelişme yok; aynı sessizlik  ve aynı duyarsızlık devam ediyor.

Televizyonlarda Libya’ya vurulan son darbenin Türkiye’de kararlaştırıldığı vurgulanıyor ve Libya petrollerini ele geçirmenin mutluluğuyla, petrol şirketlerinin fahri CEO’luğunu yapan dış işleri mensupları Suriyeli muhaliflerle güler yüzlü fotoğraf kareleri veriyorlar gazetecilere.  Biz NATO vurucu gücünü İzmir’e kabul ederken; Katar, Suudi Arabistan, Yeni Mısır ve daha birçok Müslüman devlet Esad’ın artık gitmesi gerektiğini söylüyor ve ABD’ye destek veren açıklamalarda bulunuyor.

Şimdi tüm bu yaşananları birisi çıksın ve Selahaddin Eyyubi’ye, Ömer Muhtar’a, Cemal Paşa’ya, Trablusgarp’a giden Enver Paşa’ya ve Mustafa Kemal’e izah etsin. Ve becerebilirse yüzü kızarmadan. Hadi!

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir