Zamana Bırakılan Dostluklar, Aşklar ve Arkadaşlıklar Üzerine…

Alev Alatlı’nın bir kitabında geçen hoş bir benzetme vardır. ‘Çin yemeği gibi’ der yazar; “Varken ilginç, yokken özlenmeyen ve hiçbir zaman gerekli olmayan, Çin yemeği gibi”…

Çoğu zaman arkadaşlıklarımız, dostluklarımız, aşklarımız, sevdalarımız, canlarımız, cananlarımız yani bizden olanlarımız, bizimle biz olduğumuz için beraber sandıklarımız, Çin yemeğiymişiz gibi bir tat bırakıyor ya zihinlerimizde, işte o zamanlar daha bir yalnızlaşıyor insan. Daha bir gömülüyor önyargılarına. Çıkıp sokaklar dolusu koşmak istiyor, ciğerlerini patlatırcasına.

Akıl ve mantık yenik düşüyor böyle zamanlarda kuruntulara. Rastgeleliliğin acımasız girdabı, eritip bitiriyor hem dünü hem yarını. Ve en ufak uçurumlara bile köprüler gerekirken, uçsuz bucaksız boşluklar peyda oluyor gönül hanelerinde.

Dostlukların ve aşkların, iş anlaşmalarıyla sözleşmelere döküldüğü bu kentte; bu sahtekâr duvarın bir tuğlası bile olamamış olmak koyuyor insana en çok.

Zaman denilen bilgenin hep haklı çıkmasına hayıflanıyor insan. Bıkmadan, usanmadan, tüm insanlık tarihi boyunca hep haklı çıkmasına…

Sonra, kendine dönüyor insan yine. Hep dönmesi gereken kendine. Ve sorgulamalara başlıyor; hayatı, zamanı, mekânı. Yanlış olanı arıyor, doğru bildiği sorularla. Ama o da biliyor, kendi sorularının kendi cevaplarına gebe olacağını…

Üstü kapalı cevaplar veriyor kendine, sorunun neyi kastettiğini en çok bilerek. Bir sürü belkiler yerleştiriyor önyargılarla dolu kuruntularının içlerine. Sonra ‘çünküler’ ekliyor, çiziklerle dolu ömür defterinin bir yerlerine…

Ve zamana bırakıyor her zaman yaptığı gibi. Sonra bir mesel aklına gelir ansızın:

“ Zaman, bir şeyleri başlatmak ya da bitirmekten korkan insanların tuttukları kiralık katilden başka bir şey değildir. Ve elli bin yıllık insanlık tarihinde, aldığı görevi başarmadan döndüğü görülmemiştir.”

Belki bunları da beğenirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir